Sağlam Kafa Sağlam Vücutta Bulunur...

tedavi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tedavi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Temmuz 2016 Pazartesi

Parkinson Hastalığına Dair Önemli Notlar

Nöroloji Uzmanı Yard. Doç Dr Sevda Sarıkaya, yakında olacak olan 11 Nisan "Dünya Parkinson Günü" sebebiyle, ülkemizde 150.000 civarında hastanın mücadelesi ile ilgili data verdi "Parkinson hastalığı, beynimizin hareket sisteminden sorumlu bazı bölgelerindeki hücresel ölümü sonucu, dopamin denilen maddenin eksikliği ile ortaya çıkan bir rahatsızlıktır.









Nörolojik hastalıklar içerisinde tedaviye en iyi yanıt verenlerden birisidir. Dünya üzerinde takriben 10 milyon kadar Parkinson hastası olduğu tahmin edilmektedir. Ülkemizdeki tahmini rakam ise 150.000 civarındadır. Yaş ile birlikte Parkinson hastalığı olasılığı artma gösterip, 65 yaş üstünde daha çok olsa bile daha genç yaşlarda da bu hastalığa yakalanmak muhtemeldir. Genetik geçiş üzerinde öyle durulmamakla birlikte, bazı özel türlerinde ailesel nitelik de vardır. Genelde ilk belirtisi, ellerde ya da ayaklarda titreşim şeklinde bilinir. Oysa bazı hastalarda birincil bulgu harekete başlamakta zorlanma, yüz ifadelerinin azalması, düşmeler hatta ara sıra buhran bile olabilmektedir.



Bu aşamada teşhis alması güçtür. Parkinson hastalığının seyri yavaştır. Bir hasta teşhis aldıktan sonra 30-40 senesini bu hastalıkla geçirebilir. Her hastada ufak-tefek seyir farklılıkları olabilmektedir. Ama Parkinson-plus sendromlar dediğimiz bu hastalık grubu vardır ki, bulguları nedeniyle Parkinson hastalığı ile karıştırılmaları fazla muhtemeldir. Bu hastalık grubunda seyir maalesef pek de iç açıcı değildir. Epeyce seri ilerleyip hastayı yatağa bağımlı ayla getirme ihtimali yüksektir. Parkinson-plus sendromlarda titreme genellikle olmaz. Katılık ve hareket etme güçlüğü ön plandadır. Ilk belirti olarak düşmelerle ortaya çıkabilir. Bu hastalık grubunun da birçok daha aşağı tipi vardır fakat keza hastalığın hem de daha alçak tipinin ayırıcı tanısı epeyce zordur.



Parkinson hastalarında görülen titreşim, " esansiyel tremor " dediğimiz başka bir hareket sistemi hastalığında görülenden farklıdır. Esansiyel tremor daha fazla genç yaşlarda görülür ve ailesel özellik taşır. Titreme ellerde yoğunluktadır ve parkinson da olduğu gibi tek taraf ağırlıkta olmaktan ziyade iki taraflıdır. Bazen ellerdeki titremeye boyun titremesine bağlı ilk olarak sallanma hareketi de eşlik eder.


Bu nesil hastalar eğer kendilerini çok rahatsız etmiyorsa tedavi bile edilmeyebilirler. Sosyal yaşamı etkiler ülkü gelirse verilebilecek birkaç nesil molekül ile titremeler azaltılabilir. Parkinson hastalığında olan titreme ise bir tarafta daha ağırlıklı olma eğilimindedir ve özellikle istirahat halinde belirgindir. Titremenin frekansı da daha düşüktür. Yani saniyedeki titreme sayısı esansiyel tremora kadar daha eksik olduğu için el ya da but kendi kendine hareket ediyor biçiminde de algılanabilir.
Parkinson hastalığı ve Demans ilişkisi Parkinson hastalarının zihinsel yetileri de zamanla kayba uğramaktadır. Bu hastalıkta etkilenen bazal gangliyonlar dediğimiz beyin bölgelerinin de zihinsel fonksiyonlarımıza katkıları bulunmaktadır. Parkinson hastalığında görülen demans tipinin adı


Parkinson Demansıdır ve bu demans çeşidi Alzheimer hastalığından farklıdır. Hafıza depolarmda sorun yoktur ama bilginin depodan çağırılıp çıkarılmasında sorun vardır. Zamanla Parkinson hastalığının ilerlemesi ile birlikte Alzheimer hastalığı da eklenirse demans türü Parkinson demansından, mikst müşteri demansa dönmektedir. Parkinson hastalarının bilişsel fonksiyonlarmdaki etkilenmenin ayırıcı tanısı, ama ehil ellerde yapılan nöropsikolojik değer biçme ile yapılabilir.



Parkinson hastalarında hastalığın başlangıcından itibaren ya da zamanla eklenen diğer rahatsızlıklar da vardır. Bunlardan birisi depresyondur. Parkinson hastalığında depresyonun da eşlik etme olasılığı alışılagelmiş bireylerden yüksektir. Uyku bozuklukları da sık görülen bir durumdur. Gece uykularında sorun, kabuslu ve hareketli rüyalar görme, uyku esnasında fazla hareketlilik gibi uyku tutum bozuklukları da sık sürülmektedir



Read More

7 Temmuz 2016 Perşembe

Az Uyku Sağlığa Zararlı

EDİRNE (AA) - Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Yahya Çelik, sıradan uyku süresinin 6-8 saat aralarında olduğunu belirterek, "Bu uyku süresinin aşağı uyuyan insanlarda diyabete, kilo almaya ve depresyona akıntı ortaya çıkıyor" dedi.
Çelik, hastanede düzenlediği basın toplantısında, uykunun insan sağlığı için fazla önemli bir durum olduğunu söyledi. Uykusuzluğun önü alınmaz sorunlara yol açabileceğini açıklayan Prof. Dr. Çelik,






"Uyku kayda değer bir durum. İki gün sırt sırta uykusuz kalmak ölümle eşdeğerdir. İki gün, üç gün uyumazsanız önemli psikiyatrik problemlerle, peşinde ölümle karşısında karşıya kalabilirsiniz. Uykunun süresi hep tartışıla gelmiştir ama olağan bir uyku süresi 6 ile 8 saat arasındadır" dedi. Alışılagelmiş uyku süresinin aşağıda uyuyanlar için ciddi sorunların baş göstermesinin doğal olacağını anlatan Çelik, "Normal bir uyku süresi 6 ile 8 saat arasındadır, bu uyku süresinin aşağıda uyuyan insanlarda diyabete, kilo almaya ve depresyona akım artıyor. Eksik uyku gibi fazla uyku da fayda getirmiyor.



Aşırı uykunun da bilhassa 10-12 saatten sonra dinlendirmediği biliniyor" şeklinde konuştu. Uykunun süresi değin uyku kalitesinin de kayda değer olduğuna dikkati çeken Çelik, nitelikli bir uyku için uygulanması gerekenleri şöyle sıraladı: "İyi bir uyku uyuyabilmemiz için uyku hijyenimize dikkat etmemiz gerekir. Bunun için neler yapmamız zorunlu, özellikle akşam saatlerinden sonra çay kahve uyarıcı içeren enerji içecekleri kullanılmamalı.
Efor gerektiren işler yapılmaması gerekir. Uykunuz geldiği zaman yatağa girmeniz gerekir. Uykunuz gelmeden yatağa girmemeniz gerekir. bunun dışında yatak odasında televizyon olmamalı. Yatak odasında fazla fazla derin felsefi kitaplar okumamak gerekir. Çok pozitif konsantrenizi bozacak, uykudan uyandıracak olan olaylardan uzaktan durulması lazım. bundan başka ortamın karanlık olması fazla önemli. Yatağın da ergonomik açıdan iyi olması lüzumlu."





Read More

2 Temmuz 2016 Cumartesi

Bu Hastalıklar Genç Yaşlı Ayırmıyor

Ihtiyarlık hastalıkları olarak anılan “yürek ve damar hastalıkları” bundan böyle herkesin kapısını çalıyor.
 



Çağın yenilenmesi hayat şartlarını da zorlaştırıyor. Zorlaşan yaşam koşulları ise sigara/alkol gibi bağımlılıklar ve stresi tetiklediği gibi dinç yaşama ayrılan zamanı da kısıtlıyor. Bütün bunlar ise genç ihtiyar demeden tansiyon, kötü kolesterol ve kalp yetmezliğine neden oluyor.
Kardiyoloji Bölümü ’nden Doç. Dr. Bünyamin Yavuz “ Bir Zamanlar 60 yaş ve üzeri kişilerde görülen kalp ve damar hastalıkları bundan böyle yaşlanmayı beklemiyor. 45 yaş üstü cümbür cemaat tehlike altında” diyor.
Mutlaka Tetkik Olun


Hayati risk içeren tansiyon, kolesterol ve kalp yetmezliği uzmanlara kadar 45 yaş üstü erkekler ve 55 yaş üstü kadınlar için risk. Ailede erken kalp hastalığı öyküsü olan herkesin hangi yaş grubunda olursa olsun mutlaka zorunlu kontrolleri yaptırması gerekiyor. Doç. Dr. Bünyamin Yavuz yüksek tansiyon ve yürek yetmezliğinin organ hasarı başlamadan semptom vermediğine uyarı çekiyor ve ekliyor “ 15 dakikalık bir muayene ile ömrünüze yıllar katabilirsiniz”
Tansiyon Deyip Geçmeyin


Yürek damar hastalıklarının başında yüksek kan basıncı geliyor. Yüksek kan basıncı 60 yaş üzerindeki yaşlı nüfusun yüzde 70 ’inde, yetişkin nüfusun ise yüzde 30 ’unda görülüyor. Doç. Dr. Bünyamin Yavuz kalp, böbrek, göz ve beyin damarlarının yüksek kan basıncına uzun yıllar sessizce direnebildiğini, bu nedenle de hastalığın semptom vermeden ilerlediğine dikkat çekiyor. Teftiş altına alınmadığında kalp yetmezliği, kalp büyümesi, damarlarda daralma, felç, böbrek yetmezliği ve körlük gibi önemli sorunlara niçin olan yüksek tansiyonun tekrarlanan ölçümlerle saptanıyor. Tanı kan basıncının bir hafta ara ile yapılan iki bambaşka ölçümde 140/90 mmHg ve daha üzerinde çıkması ile konuyor.


Tansiyon Nasıl Düşer?
Sarımsak en fazla bilinen kan basıncı düşürücüdür, kilo belirlemek, uyumlu spor yapmak ve günde 5gr altında tuz harcamak kan basıncı düşürücü etkisi olan faktörlerdir. Akdeniz tipi diyetle beslemek, alkolden uzakta durmak kullanılan hap dışı çare yöntemlerindendir. Bu metotların denenmesine rağmen kan basıncı düşmüyorsa mutlaka kalp doktoruna başvurulmalıdır.


Kalbiniz Size Yetiyor Mu?
Yürek hastalıklarından en sık görülenlerinden biri de yürek yetmezliği. Yürek yetmezliği kalbin çalışma esnasında dokulara kan pompalamada yetersiz kalmasıyla ortaya çıkıyor. İleri safhalarında dinlenme hemencecik bile nefes darlığı, halsizlik, şişlik, gece öksürüğü, düz yatamama gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Kalp yetmezliği her yaş grubunda görülebildiği gibi bilhassa 45 yaş üzerinde ölümcül sonuçlar doğurabiliyor. böylece 45 yaş üzeri herkesin ekokardiyografi çektirmesi gerekiyor.


Mutluluğun Yolu “İyi Beslenmek, Alıştırma Yerine Getirmek”
Kalbiniz sizin için günde 100 bin kez atıyor. Peki siz onun için ne yapıyorsunuz? Doç. Dr Yavuz kalp sağlığını korumak için şu tavsiyeleri veriyor :
“Uyumlu ve uygun alıştırma, kalbi gözetmek için durum. Bedensel ve şehvetli olarak kendini iyi hisseden her kişi, hastalıklarla mücadelesini daha sağlıklı sürdürür. bu nedenle 45 yaş üzeri herkesin haftada en az iki kere ve minimum 20 dakika sürecek yürüyüşler yapması gerekli. İmkanınız varsa yüzün. Yüzmek en sağlıklı egzersizlerden biridir. Burada sağlıklı beslenme, ahenkli uyku da çok manâlı. Hem yapılan araştırmalar düzenli seks hayatı olan erişkin ve yaşlıların, kalp ve damar hastalılarından ölme riskinin daha eksik olduğunu ortaya koydu. Bunu da göz ardı etmemek.”












Read More

26 Haziran 2016 Pazar

Aşırı Terlemenin Çözümü Botox

Estetik Hekimi Hülya Ettekin, koltuk altı, avuç içi bazen de but tabanında görülen lokalize hiperhidrozis yani yöresel aşırı terlemenin giderilmesinde botoxun galibiyet ile uygulanan bir medikal çare olduğunu söyledi.







Bilhassa yaz aylarında büyük sorun olan aşırı terlemenin cerrahi dışı tedavisinin mümkün olduğunu gösteren Hülya Ettekin, "Botox ile terleme tedavisi ilgili bölgelerdeki ter bezleri çevresindeki düz kaslarının ve bu kaslara gelen sinirlerin blokajına dayanan bir yöntemdir. Aşırı terlemesi olan losyon-krem kullanımı gibi yöntemlerle terlemesinin önüne geçemeyen, cerrahi tedavi istemeyen kişilerde seçilebilecek en tehlikesiz küçük invaziv işlemdir" dedi.


AŞIRI TERLEMEDE UYGULANAN BOTOX NEDİR VE NASIL ETKI EDER?
Bir mikroorganizmanın laboratuvar ortamında masumlaştırılmış toksininden oluşan botoxun, ter bezlerinden ter yapımını baskılayarak etki ettiğini açıklayan Ettekin, "Botox tedavisini koltuk altı, aya, üçgenin taban olmayan kenarı tabanı gibi vücut bölgelerinde oluşan her türlü terlemede kullanmak mümkündür. Bu tedaviler gebelik, emzirme ve ilaç içeriğine duyarlık gibi durumların varlığında uygulanmamalıdır. Yine bazı nöromusküler ve motor nöron hastalıktan olarak aşina asap ya da adale hastalıklarına sahip kimselerde uygulamalar özel dikkat gerektirmektedir. Uygulamadan 24 saat öncesinde deodorant ve sözde ürün kullanımına ara verilmedir. Koltuk altı terlemesi için yapılacak uygulamada kılların tıraş edilmesi uygun olacaktır. Fazla terlemede botox uygulaması muayenehane şartlarında gerçekleştirilebilir. Uygulamadan sıradan 15 dakika önce lokal anestezik krem kullanılması hasta konforunu arttırır ve yeterlidir. Operasyon süresi ortalama 15 dakika kadardır" diye konuştu.

BOTOX UYGULAMASININ TABI ETKİLERİ VAR MIDIR?
 Botox uygulamasında nadiren kullanım alanında morlukların oluşabileceğini bildiren Ettekin, "Bu durum kısa sürede geçer. aya, ayak tabanı uygulamalarında hafif duyu kayıpları yaşanabilir. Bu durum ayrıntılarıyla geri dönüşümlüdür. Bütün bu bilgilerin ışığında fazla terlemenin yerel olduğu durumlarda ilgili alanlara uygulanması hastanın konforunu arttıran hatta özgüven problemini ortadan kaldırarak sosyal yaşamını destekleyen epeyce sağlıklı bir uygulamadır" şeklinde konuştu.

Read More

Uyuşmayı Dikkate Alın

Periferik atar damar hastalığı, başlıca ayak atardamarlarında daralma ve tıkanmaya ast olarak gelişen, vasküler bir hastalıktır.





Rahatsızlık hayat kalitesini bozar. Yürürken ve hastalığı ileri evrelerinde dinlenme halinde bile bacaklarda sızı ve kramplara neden olur. Liv Hospital Ankara Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Erdoğan İlkay, "Hastalık doğumsal ya da sonra oluşabilir. Doğumsal olanlar diğer bir damara açılması (fistül) veya balonlaşma (anevrizma) tarzında olabilir. Hastalığın en manâlı sebebi aterosklerozdur (damar sertliği)" diyor.




Damar sertliği en önemli niçin Periferik atar damar hastalığının en keskin özellikleri arasında etap ve kolda uyuşma baskı kaybı, görmede veya konuşmada geçici bozukluk yer alıyor. Bunların dışında inme, yürürken bacaklarda sancı, bacaklarda kapanmayan yaralar, ereksiyon (sertleşme) zorluğu, yemek sonrası karın bölgesinde sancı, el hareketleri ile artan baş dönmeleri, sırt ya da karında ağrı da doktora gitme konusunda uyarıcılar aralarında. Hastalığın en kayda değer nedeni ise ahali aralarında damar sertliği olarak bilinen aterosklerozdur.
Damar tıkanıklığı çoğunlukla şeker hastalarında görülüyor Ayak damarlarının tıkanıkları diz altı ve üstü diye sınıflandırılmakta ve son yıllarda balon ya da stentleme cerrahiden daha sık kullanılıyor. Diz altı damar tıkanıkları özellikle şeker hastalarında görülüyor. Tedavi süreçleri geciktirildiğinde, ayakta kapanmayan yaralar birçok vakit uzvun kesilmesi ile sonuçlanabiliyor. Balon ile damarın açılması hem yara iyileşmesi hem de uzuv kayıpları manâlı ölçüde azaltabiliyor

Read More

Sedefin Çözümü Mutfakta

Bir nesil deri hastalığı olan sedef hastalığının sebebi tamamiyle bilinmemektedir.





Peki. sedef hastalığına ne iyi gelir?
Sedef hastalığı bulaşıcı bir hastalık değildir ama cilt hastalıkları arasındaki en önemli ve tehlikeli olanıdır. Ciltte, baş derisinde, dirsek ve dizlerde; gümüş renkli kabuklanmalar olarak kendini gösterir. İleri safhalarda bütün vücuda yayılabilir ve bu kabuklanmalar iltihaplı bir hale dönüşebilir. Bu sebeple tedavisi dikkatsizlik edilmemesi gereken bir rahatsızlıktır.

Sedef hastalığı tedavisinde Birincil yapılacak şey, stresten uzak durmaktır. Sedefe iyi gelen birkaç bitkisel formül baştan sona bu hastalığın etkilerini azaltmak mümkün olabilmektedir, Ezdiğiniz 3-4 diş sarımsağı 1 kadeh kaynar suyun içine atın. 1 tatlı kaşığı üzüm ya da elma sirkesi bu suya ekleyin. 4 5 tane taze yaban mersinini de ekledikten sonradan 1 dakika kaynatın. Bu karışım ile rahatsızlık görülen bölgeleri yıkayabilirsiniz. 1 ölçü zerdeçal ve 1 ölçü deve dikeni tohumunu toz haline getirip Sabah ve akşam aç karnına t tatlı balla Karıştırıp yiyebilirsiniz.

Read More

24 Haziran 2016 Cuma

Keneye Karşı Dikkatli Olun

Kene mevsiminin başlamasının arkasında birincil vefat haberi Yozgat'tan geldi.
Keneyi kendi çıkaran Cemal Açık Fikirli öldü Yozgat'ın Kadışehri ilçesine tabi Kıyılı köyündeki bağda çalışan Cemal Kültürlü'ın (60) vücuduna kene yapıştı.





Keneyi kendi imkânlarıyla çıkaran Açık Fikirli, bir süre sonradan rahatsızlanması üzerine yakınları göre Kadışehri Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Buradan Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı teşhisiyle Yozgat Devlet Hastanesi'ne, peşinde da Cumhuriyet Üniversitesi Afiyet Hizmetleri Dilekçe ve Araştırma Hastanesi'ne sevk edilen Kültürlü, müdahalelere karşın kurtarılamadı.
Hastalığın kuluçka süresi ısırıktan sonradan 1-3 gün. Virüsü içeren kan ve diğer doku ya da atıklar ile temastan sonradan çoğunlukla bu zaman 5-6 gündür ve 14 güne kadar uzayabiliyor.



Keneye karşı korunmak için, bazı önlemlerin alınması gerekiyor. Keneleri fark gözetmek için doğaya çıkarken giysileriniz açık renk olsun. Paçalarınızı çorap içine sokun, keneler ayaklarımızdan girip yukarı çıkabilir. Keneyi ayrım ettiğinizde kendiniz çıkarmayın, sağlık durumu kuruluşlarına başvurun. Yapışan keneler ezilmeden, patlatılmadan ve kenenin ağız kısmı koparılmadan çıkarılmalı
Read More

23 Haziran 2016 Perşembe

Baharı Güçlü Bir Bağışıklık Sistemi İle Karşılayın !

Bahar aylarında değişen gövde ritmi, bağışıklık sisteminde dalgalanma ve zayıflamalara niçin oluyor.
Alerjik hastalıklara yatkınlık ve viral enfeksiyonlara yakalanma riski artıyor. Ancak yaşam tarzınızda yapılacak ufak değişikliklerle bağışıklık sistemiyle baharın etkilerinden korunmak olası. İç Hastalıkları Uzmanı Dr.Ülkü Duraksoy, günümüzde insanların çok fena beslendiğini ve fazla eksik hareket ettiğini belirterek, "Fazla stres, düzensiz ve az uyku, benekli hava gibi modem dünyanın bize dayattığı bütün faktörler bağışıklık sistemimizi durmadan zayıflatıyor.
 Bütün bu şartlarla sürekli çaba eden bağışıklık sistemimiz, bahamı gelişiyle birlikte dahası ısınan havalara, etrafa yayılan polenler, yeni bir mevsime uyum sağlamaya çalışan karoser sistemimizin yorulmasıyla iyice kuvvetsiz düşüyor" dedi. Vitamin eksikliği olanların, tiroit hastalarının, alerji ve astım hastalarının baharın negatif etkileri açısından daha artı tehlike altında olduğunu gösteren Duraksoy, baharda en çok halsizlik, takâtsizlik, uykusuzluk, uyarı eksikliği, alerji ve bahar yorgunluğu şikâyetlerinin arttığını söyledi.







Duraksoy, oysa yeterli ve dinç beslenme, uyumlu uyku ve egzersiz programı ile bu şikâyetlerin üstesinden gelinebileceğini de belirterek, tüm bunlara uyarı edildiği halde şikâyetleri devam edenlerin mutlaka bir hekime başvurarak genel bir kontrolden geçmesi gerektiğinin altını çizdi. Vücudumuzun ihtiyacı olan düzenli ve kaliteli uykuyu sağlamanın bağışıklık sistemimiz için çok kayda değer olduğunu bildiren Duraksoy, 7-8 saat derin uykunun durum olduğunu belirtti. Sıvı alımı ve dinç beslenmenin önemine de dikkat çeken Duraksoy, 'Yeterli değişken edinmek, sağlıklı bir gıda programı meydana getirmek, vücudumuzdaki yetersiz vitaminleri yardım ile tamamlamak da çok kayda değer. Günde 8 kadeh kaynamış su içmek, vücudunuzun mineral dengesini sağlar ve bağışıklık sisteminizi korur. Fakat içtiğiniz suyun kalsiyum magnezyum oram fazla dengelenmiş olmalıdır. Suyun verdiği denge ile alerji, omurga fıtığı, böbrek taşı gibi rahatsızlıklarımız azalır, kemik yapımız güçlenir' şeklinde konuştu.


Bağışıklık sistemimizi gözetmek ve takviye etmek için bir diğer kayda değer noktanın da şeker tüketimini uyandırmak olduğunu bildiren Duraksoy, bunun önemini şöyle açıkladı: "Şeker bağışıklık sisteminin baş düşmanıdır. Örnekle açıklarsak; kanser hastalarında kanser hücrelerini saptamak için PET-CT çekiyor ve bütün vücudu tarıyoruz. Peki, bunun için ne kullanıyoruz? Nükleer işaretli şeker! Evet, kanser hücresi şekeri görür görmez anında kapıyor ve nükleer muhabere içeren şeker nedeni ile görünür ışık halkası geliyor. Sadece bu bile kanser hücresinin şekerle beslendiğinin asıl göstergesidir.
Bağışıklık sisteminizi güçlü yetişmek, bahardan ve tüm öteki etkilerden korumak istiyorsak şeker ve beyaz unlu (şekere dönüşebilecek) arıtılmış gıdaları emen kesmemiz gerekiyor". Vitamin eksikliğini kapatmanın ve gerekliyse takviye almanın da bağışıklık için fazla manâlı olduğunu bildiren Duraksoy, özellikle fazla enerjik bir antioksidan olan ve kanser hücrelerini bile parçalayabilen, yani bağışıklık sistemimize fazla önemli bir destek sağlayan C vitamini öneriyor ve ve ekliyor: 'Tahıllardan da faydalanın, çinko, selenyum, magnezyum açısından zengin besinler tüketin. Enginar, bakla, kereviz gibi sebzeler bu gruba girer.


Çok zinde Omega 3, vitamin E ve resveratol taşıyan ve baharda bağışıklık sistemimizin çabuk yardımcıları niteliğindeki üzüm çekirdeği yağı ve çörekotu yağını harcamak de bağışıklığımızı güçlendirir. Vitamin C, Omega 3, vitamin B kompleksleri de bu dönemde bağışıklığınızı desteklerler. Alerjik astım ve öteki alerjik hastalıklardan korunmak için de tatmin edici miktarda magnezyum ve probiyotik  tüketilmelidir. Kabız kalınmamalıdır. Mide barsak sistemimizin iyi çalışması sağlanmalıdır. Çinko, magnezyum Q10, süperoksit dismutaz, selenyum, iyot, böğürtlen, kızılcık ekstraktları   gibi birtakım fazla manâlı antioksidan vitaminleri de bağışıklığınıza takviye için kullanın.' Güneşin sağlayacağı D vitamininin de bağışıklık sistemi için koşul olduğunu belirten Duraksoy'un bu konudaki tavsiyesi ise şöyle: 'Güneşlenin, güneşlenmek deyip geçmeyin. 8 koruma faktörlü güneş kremi bile vitamin D sentezlenmesine engeldir. bu nedenle koruyucu bir krem kullanmadan 15- 20 dakika sırık güneşe çıplak tenimizi maruz vazgeçmek zorundasınız. D vitamini vücudumuz için hayati yük taşır. Son yıllarda yapılan bilimsel araştırmalar göstermiştir ki, şeker hastalığı, alzheimer, bütün iltihaplı romatizmalar gibi oto-immün hastalıklar, kanser (hatta malign melanom gibi en fena cilt kanserleri), ağır enfeksiyon hastalıkları, tüberküloz gibi kronik enfeksiyonlar D vitamini eksikliğinde tetiklenmektedir.' Duraksoy, son olarak egzersizin önemine değinerek, "En çok tutku aldığınız egzersizi keşfedip devamlı olarak uygulayın. Çünkü devamlılığı sağlamak zorundayız. Egzersizi de besin programınızla destekleyin. 
Read More

11 Haziran 2016 Cumartesi

Böbreklerinizi Koruma Altına Alın








Etap, ayak bilekleri ve göz kapaklarında şişlikler gibi belirtilerle kendini muhakkak eden böbrek hastalıklarının görülme sıklığı gitgide artarak tüm dünyada artıyor.
Memorial Ankara Hastanesi Nefroloji Bölümü'nden Prof. Dr. Kayser Çağlar, "Böbreklerin temel fonksiyonu vücutta oluşan artık ürünleri ve pozitif sıvıyı uzaklaştırmaktır. Bu işlem cisim kimyası için epeyce önemlidir. Bunun yanı sıra böbrekler kan basıncını düzenleyen hormonları salgılar, vücudumuzdaki D vitaminini etkin ülkü getirir ve kan hücrelerinin üretimi için zorunlu olan hormonu salgılar. Değişik hastalıklar ve bazı ilaçların yanlış kullanımı sonucunda ortaya çıkabilen "akut böbrek yetmezliği" böbrek fonksiyonlarının ani olarak azalmasıdır. Böbrek fonksiyonlarının daha uzun zaman içerisinde geriye dönemeyecek şekilde azalması ise "kronik böbrek yetmezliği" olarak adlandırılır. Diyabet ve kan basıncı hastalan, ileri yaştaki bireyler ve ailesinde böbrek hastalığı öyküsü yer alan kişilerin böbrek hastalıklarına yakalanma riskleri daha fazladır" diyor. Herhangi bir böbrek hastalığı bulunmayan şahısların böbrek sağlığını korunmak için uyarı etmesi gerekenler:
  • Düzenli çalışma yapmak
  • Vücut ağırlığını kontrol aşağıda tutmak
  • Tansiyonu ve kan şekerini denetleme altında tutmak
  • Dengeli beslenmek
  • Sigara kullanmamak
  • Alkol tüketimini sınırlandırmak
  • Yeterli miktarda sıvı almak
  • Yılda bir hekim kontrolü yaptırmak
  • Bilinçsiz ilaç tüketiminden uzaktan durmak
  • Ailedeki hastalık öykülerini iyi anlamak ve bunlara göre önlemler almak
  • Kan basıncı ölçümü 
Read More

10 Haziran 2016 Cuma

Apandisitte Ameliyatsız Çözüm







Erken evredeki apandisitin antibiyotiklerle tedavi edebileceği, böylece ameliyata lüzum duyulmayacağı belirlendi.

Finlandiya'daki Turku Üniversitesi'nden bilim adamlarının araştırması, 10 günlük antibiyotik tedavisinin iltihabı ortadan kaldırabildiğini gösterdi. Bilim adamları, 530 hastayı 2 gruba ayırdı. Birincil gruptakiler ameliyat edildi, ikinci gruptakilere 10 gün antibiyotik verildi. Ilk gruptakilerden biri hariç tümü iyileşti. İkinci gruptakilerin ise yüzde 73'ü iyileşti, yüzde 27'sinin apandisi alındı.
Bilim adamları, bu sonuçlar ışığında hastalara antibiyotik tedavisi ve ameliyat aralarında seçim hakkı tanınabileceğini belirtti. Apandisit ameliyatlarının 100 yılı aşkın süredir yapıldığını andıran bilim adamları, bugün tarama cihazlarla belli tanı koyulabildiğini ve geniş spektrumlu antibiyotiklerin tedavide kullanılabileceği, bu nedenle erken aşamadaki iltihaplanma halinde ameliyata lüzum duyulmayabileceğine dikkati çekti.
Araştırmanın sonuçları Amerikan Tıp Dergisi'nde (JAMA) yayımlandı. Kalınbağırsak üzerindeki apandis organının iltihaplanmasına apandisit deniyor. Karın ağrısı ve mide bulantısıyla kendini bildiren apandisit, apandisin ameliyatla alınmasıyla tedavi ediliyor. 
Read More

17 Mayıs 2016 Salı

Az Uyku Sağlığa Zararlı





EDİRNE (AA) - Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Yahya Çelik, bayağı uyku süresinin 6-8 saat aralarında olduğunu belirterek, "Bu uyku süresinin aşağı uyuyan insanlarda diyabete, kilo almaya ve depresyona akıntı ortaya çıkıyor" dedi.
Çelik, hastanede düzenlediği basın toplantısında, uykunun insan sağlığı için fazla manâlı bir şart olduğunu söyledi. Uykusuzluğun önü alınmaz sorunlara yol açabileceğini açıklayan Prof. Dr. Çelik, "Uyku kayda değer bir olay. İki gün arka arkaya uykusuz kalmak ölümle eşdeğerdir. İki gün, üç gün uyumazsanız önemli psikiyatrik problemlerle, arkasında ölümle karşı karşıya kalabilirsiniz. Uykunun süresi hep tartışıla gelmiştir fakat olağan bir uyku süresi 6 ile 8 saat arasındadır" dedi. Bayağı uyku süresinin aşağıda uyuyanlar için ciddi sorunların baş göstermesinin doğal olacağını anlatan Çelik, "Olağan bir uyku süresi 6 ile 8 saat arasındadır, bu uyku süresinin aşağı uyuyan insanlarda diyabete, kilo almaya ve depresyona akıntı artıyor. Eksik uyku gibi çok uyku da yarar getirmiyor.
Fazla uykunun da bilhassa 10-12 saatten sonradan dinlendirmediği biliniyor" şeklinde konuştu. Uykunun süresi değin uyku kalitesinin de kayda değer olduğuna dikkati çeken Çelik, nitelikli bir uyku için uygulanması gerekenleri şöyle sıraladı: "İyi bir uyku uyuyabilmemiz için uyku hijyenimize uyarı etmemiz gerekir. Bunun için neler yapmamız gerekli, özellikle akşam saatlerinden daha sonra nehir kahve uyarıcı taşıyan enerji içecekleri kullanılmamalı.
Efor gerektiren işler yapılmaması gerekir. Uykunuz geldiği zaman yatağa girmeniz gerekir. Uykunuz gelmeden yatağa girmemeniz gerekir. başkaca yatak odasında televizyon olmamalı. Yatak odasında çok pozitif derin felsefi kitaplar okumamak gerekir. Fazla artı konsantrenizi bozacak, uykudan uyandıracak olan olaylardan uzak durulması gerekli. bundan başka ortamın karanlık olması çok önemli. Yatağın da ergonomik açıdan iyi olması lüzumlu."





Read More

30 Nisan 2016 Cumartesi

Şeker Hastalığından Korunabilirsiniz


DIYABET günümüzün en yaygın hastalıkları arasında yer alıyor. Kendinize iyi bakarsanız bu hastalıktan korunmak olası.
Kalp krizi, yüksek tansiyon ve böbrek yetmezliği gibi çoğu hastalığa sebep olan şeker hastalığından korunmak mümkün. DIYABET, birçok hastalığı da beraberinde getiriyor. Kalp krizi, yüksek tansiyon ve böbrek yetmezliği bunlardan yalnızca birkaçı. Son dönemin en yaygın hastalıklarından biri olan şekerden korunmak peki olası mü?
 OSM Ortadoğu Hastanesi'nden İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Hasan Toy, bu konu hakkında manâlı bilgiler verdi. Şeker hastalığının organları bozduğunu kaydeden Toy, "Irk arasında şeker hastaliği olarak aşina 'diabetes mellitus", pankreastan salgılanan ve kan da şeker seviyesini düzenleyen insülin adlı hormonun hiç yapılamaması ya da kullanılamaması sonucu büyüyen bir hastalıktır.
Bu hastalıkta kanda şeker seviyesi yükselmekte ve sonuçta çoğu organda bozulmalar oluşmakta; eğer yapılan çare ve önerilere uyulmaz ise ölümle sonuçlanmaktadır. Şeker hastalığında kalp krizi, yüksek kan basıncı, böbrek yetmezliği, felçler, körlük ve daha çoğu rahatsızlık gelişmektedir dedi.
Korunmak Muhtemel
 Şeker hastalığından korunabilmek için neler yapılması gerektiğini sıralayan Toy, "Günümüz yaşamının getirdiği stresten mümkün olduğu kadar etkilenmemeye kastetmek. Burada herkes kendi ruhsal yapısını iyi tanımak ve buna göre tedbirini geliştirmek zorundadır. İdeal kiloya varmak ve şişmanlıktan kaçınmak.
Sigara, içki ve kötü alışkanlıklardan uzaktan durmak. Dengelenmiş ve doğal beslemek. Yapay kimyasal madde katkılı yiyeceklerden uzak durmak. (özellikle irk aralarında abur cubur denilen hazırlanmış gıdalardan) Düzenli uyumak. Ahenkli spor gerçekleştirmek (özelikle doğada yürüyüşler) Kendi merak ve yapısına uygun hobi türünden uğraşlarla ilgilenmek" diye konuştu.

Read More

Sosyal Ağlar

Twitter Facebook Google Plus LinkedIn RSS Feed Email Pinterest

ads1

www.ilarismedikal.com. Blogger tarafından desteklenmektedir.

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

ads3

ad2

Copyright © SAĞLIK VE FİTNESS | Powered by Blogger
Design by Lizard Themes | Blogger Theme by Lasantha - PremiumBloggerTemplates.com