Sağlam Kafa Sağlam Vücutta Bulunur...

haberler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
haberler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Temmuz 2016 Çarşamba

Tansiyon için besinler

Araştırmacılar, kavun, karpuz ve domates gibi potasyum bakımından varlıklı meyve ve sebzelerin tansiyonu düşürdüğünü açıkladılar.






Zaman'da bulunan habere kadar, UT Southwestern Tıp Merkezi'nde yapılan araştırmada, potasyum taşıyan besinlerin yüksek tansiyonu düşürdüğünü saptayan araştırmacılar, hastaların potasyum deposu olan karpuz ve üstünde dilim çizgileri olan fazla leziz küçük bir kavun olan kantalup kavununu çoğu kez tüketmesi gerektiğini söyledi.

Kantalup kavununun dörtte birinde 800-900 gram potasyum bulunduğunu söyleyen araştırmacılar, bu miktarın günlük potasyum ihtiyacımızın yüzde 20'sini kimsesiz sağladığını da kaydettiler.

Araştırmacılar, kavun ve karpuzun yanına, kurutulmuş kayısı, avokado, incir, portakal, kuru üzüm, fasulye, patates, domates ve hatta üzümün de potasyum içeren yiyecekler olduğunu sözlerine ekledi.
Read More

Sağlıklı Kalpler İçin

SAĞLIKLI KALPLER İÇİN

TANSİYONUNUZU YOKLAMA ALTINDA TUTUN


Günümüz teknolojisinin sunduğu otomobil, yürüyen merdiven ve asansör gibi imkanlar nedeniyle gün geçtikçe daha az hareket etmeye başladık. Ancak maddesel aktivete azlığı yürek damar hastalıklarının oluşumunda kayda değer bir risk faktörü.









Türk Kardiyoloji Derneği nin verilerine göre ülkemizde her üç yetişkinden biri ise, bu dingin yaşama alt olarak hipertansiyon hastası. Hatta çoğu insan bu sinsi hastalığın pençesinde olduğunun farkında olan bile değil. Fakat unutulmamalı ki; kalp krizinin en manâlı nedeni HİPERTANSİYON… Bu sinsi hastalığı yenmenin en birinci şartı ise uyumlu spor gerçekleştirmek, sigarayı vazgeçmek ve stresten uzakta durmak...

“Sağlıklı kalpler için tansiyonunuzu kotrol aşağı tutun” diyen Kardiyoloji Uzmanı Dr. Eda Tokuçcu, çağın hastalığı olan hipertansiyonla mücadelede neler yapılabileceğini anlattı. Kan basıncının normalden yüksek seyretmesiyle ortaya çıkan hipertansiyonun, kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliğinin en manâlı nedeni olduğunu belirten Uzm. Dr. Eda Tokuçcu, bu hastalığın başlıca bulgu vermediğine uyarı çekti.

Hipertansiyon tanısının genellikle tansiyon ölçümü sırasında konduğunu belirten Uzm. Dr. Tokuççu, ”bu hastalıkta %50 kuralı işler. Hastaların yarısı hipertansiyon hastası olduğunu bilmez, bilenlerin 50 si de tedavi almamaktadır; alanların ise istenen seviyede kontrol aşağıda olmadığı dikkat çekmektedir. Hipertansiyonun gelişiminde, çevresel ve ırsi faktörlerin rolü büyüktür. Çevresel faktörlerden kilo fazlalığı, durağan yaşam tarzı, sigara kullanımı, fazla tuzlu tüketimi, yoğun stresli hayat; kalıtsal faktörlerden, ailede bu hastalığın varlığı iyi aşina risk faktörleridir” diye konuştu.

Kalp sağlığı için haftanın asgari 3 günü çalışma yapılmasını öneren Kardiyoloji Uzmanı Dr. Eda Tokuçcu, kalp sağlığı için yapılması grekenleri anlattı.

HİPERTANSİYON A KARŞI SPOR YAPIN


Tedavi yaklaşımında ilk önce hastanın kalp hastalığı, inme, böbrek yetmezliği gelişme riski ve hipertansiyon derecesine tarafından risk düzeyi değerlendirilmelidir. Bu değerlendirme sonrasında, eğer hasta düşük riskli hipertansiyon hastası ise; ilk önce gıda alışkanlıklarını düzeltmesini (sigarayı bırakmasını, tuzu azaltmasını, kilo vermesini, sebze ve meyve ağırlıklı bir gıda) ve çalışma yapmasını öneririz. Tansiyon takiplerinde perhiz ve egzersize tatmin edici yanıt alınamazsa hap tedavisi başlanmalıdır. Eğer hasta yüksek riskli hipertansiyon hastası ise, yani bir yürek hastalığı öyküsü, inme, şeker hastalığı, böbrek yetmezliği durumu mevcutsa perhiz ve egzersiz ile eş zamanlı olarak hap tedavisi başlanmalıdır. Hastanın risk durumu ve kan basıncı düzeyine göre, bir veya pat diye pozitif ilaç gerekebilir. Fakat böylece fazla hasta, hipertansiyonun yaşam boyu aralıksız bir hastalık olduğunu kabullenmekte zorlanmaktadır.

YÜKSEK KAN BASINCI KALP KRİZİNİ TETİKLER
Hipertansiyon, hayat boyu sürekli bir rahatsızlık olduğu için, tedavisi de hayat boyu devam etmelidir. Ama sık rastlanan hatalardan birisi de; tansiyonu ilaçla normale gelen hastaların tansiyon ilacını kesmek istemeleri ve sürdürmek istememeleridir. Bu durumda kan basıncı baştan yükselecektir ve kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği gibi beğenilmeyen olaylar gelişebilecektir. Hipertansiyon tedavisi için ilaç başlandığı süre hastaların kan basıncı düzeyi normale gelene dek sık aralıklarla, tansiyon düzeyi normale geldikten sonradan da emin aralıklarla doktor kontrolüne gitmeleri gerekir.
Read More

12 Temmuz 2016 Salı

Yakın gözlüğü tarih mi oluyor?



Bu çağın yetişkinleri artık genç görünmek istiyor. Diyetler, egzersizler, deri bakımı uygulamaları ve küçüğünden büyüğüne estetik operasyonlar dış görünüşünü önemseyen 40 yaş üstü bayan ve erkekler için daima gündemde oluyor. Bu talebi karşılamak için yeni yöntemler ve teknolojiler üreten alanlardan biri de göz sağlığı. Çünkü her yönüyle kendine bakan bu halk müziği toplum içinde gazete okurken, sipariş atamak için menü incelerken veya cep telefonlarını kullanırken yakın gözlüğü takmak istemiyor. Fakat reddedemeyeceğimiz bir reel var; kadınlarda 40-42 yaş, erkeklerde ise 44-45 yaş ardından yakını görme sorunu yani ‘presbiyopi ’ başlıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Bozkurt Şener ’e yakın gözlüğünden kurtulmak isteyenleri sevindirecek yeni gelişmeleri sorduk.










Presbiyopi nedir?

40 ’lı yaşlardan itibaren gözde ortaya meydana çıkan yakını görememe sorununa ‘presbiyopi ’ ismi veriliyor. Gözün içindeki merceğin esnekliği yaşın ilerlemesi ile birlikte azalıyor, buna ast olarak mercek odaklanmakta zorlanıyor ve yakını göremez oluyoruz. Bu durum tıpkı saçın beyazlaması, cildin kırışması gibi doğal bir gelişme… Ilk Olarak kollarımızı birazcık daha ileriye uzatarak okumaya başlıyoruz ve sonra yakın gözlüğü kullanmak zorunlu hale geliyor.

Yakın gözlüğüne alternatif arayışları ne zaman başladı?

Çok uzun senelerdir bu konuda çalışmalar yapılıyor. Presbiyopi tedavisi sadece yakın gözlüğü, uzak ve yakını bir arada taşıyan bifokal gözlükler ya da uzakta, orta ve yakın mesafeleri bir arada görmeyi karşılayan trifokal ya da multifokal gözlükler ile yapılabiliyor. Gözlüğe alternatif olarak uzak ve yakını bir arada görmeyi sağlayan kontak lensler bulunuyor. Kataraktı olan kişilerde katarakt alındıktan sonra göz içine multifokal göz içi lensi yerleştirilebiliyor. Son yıllarda şipşak artan bir başka seçenek ise lazerle presbiyopi tedavisi. Kısaca çare şu anda iki nokta üzerinde yoğunlaşıyor: Gözün içindeki mercek ile oynamak ya da korneanın üstünde çalışmak...

Supracor yöntemi nasıl uygulanıyor?

Hastanın gözü diğer lazer tedavilerinde olduğu gibi hazırlanıyor. Gözün uzaktan ve yakın görüşte ne değin düzeltmeye ihtiyacı olduğuna dair bilgiler sisteme yükleniyor ve kornea buna kadar bitmiş şekillendiriliyor. Tedavinin uygulanması takriben 4-5 dakika sürüyor. İşlemden daha sonra birkaç gün her tarafında hafif bulanıklık görülebiliyor, ardından bir yakını görme durumu oluşuyor. Hasta, prospektüsten daha ufak olan yazıları okur ayla geliyor. Bu işlem her iki göze birden uygulanıyor. Yani ‘supracor ’ uzaktan görüşü bozmadan hem uzakta keza yakın görmeyi tek seansta güvenle düzeltmeye muavin oluyor. Diğer yöntemlerde gözbebeği alanı içerisinde beğenilmeyen sapmalar oluşup uzaktan bakış bozulurken, bu yöntemde böyle bir risk bulunmuyor ve galibiyet oranları yüzde 90 ’a ulaşıyor. Bu işlemden daha sonra 3-6 ay her tarafında 0.50 derecelik miyopi görülebiliyor fakat zamanla eski haline dönüyor.

Korneanın üstünde nasıl oynanıyor?

Korneanın yüzeyi çiğ mercek gibi düşünülüp, şekillendiriliyor ve kornea gözlük veya kontak lens gibi kullanılıyor. Yani kişinin kendi gözünün malzemesi şekillendirilip, bir mercek haline getiriliyor. Gözün içindeki her şey benzer kalıyor, sadece merceğin yüzeyi değişiyor. Bugüne değin ‘intracor ’ denilen, femtosecond cins lazer kullanılan ve korneanın yüzde 70 ’lik iç dokusuna yapılan tatbik gerçekleştiriliyordu. Bu gerçekte korneanın santrali halkalar biçiminde kesilerek zayıflatılıyor, gözün içindeki basınçla merkez yukarı itilip, hafif sivrileştiriliyor ve bu nedenle yakını görme sağlanıyordu. Bunu yaparken gözün içindeki basınçta gerçekleşecek değiştirme, az kalsın 1.25 ile 1.75 derece aralarında tahmin ediliyordu ama tam bir rakam belirlenemiyordu. Hemen bitmiş excimer lazer yöntemine döndüldü ve ‘supracor ’ yöntemi ile bundan böyle istenilen numara belirlenerek her yerde şekillendirme yapılabiliyor. Keza supracor yöntemiyle birincil kere uzakta ile yakın benzer anda tedavi edilebiliyor.

Bu çare kimlere uygulanabilir?

Gözün ihtiyacı 1.75-2 derece gibi aslında ileri rakamlara ulaşmış olan 46 yaş üstü hastalarda seçim ediliyor. Kuru göz, katarakt, ince kornea, glokom, keratokonus gibi göz hastalıkları olanlara, diyabete veya diğer bir hastalığa tabi kanama problemi yaşayanlara uygulanamıyor. Ayrıca gebelik, romatizmal ya da şiddetli metabolik hastalık gibi lazer işlemine engel oluşturan durumlarda da supracor tedavisi yapılamıyor.

Tedavinin geri dönüşü var mı?

Hasta memnun olduğu sürece bu kalıcı bir tedavi oluyor. Numara değişikliği yetmezse ek yapılabiliyor ya da ayar geri alınabiliyor. Yani geri alınamaz bir tedavi uygulanmıyor. Yeni duruma armoni sağlayamadığını söyleyip eski durumuna dönmek isteyen hastalar nadiren de olsa çıkabiliyor
Read More

Bulaşıcı Göz Hastalığına Dikkat !



Çocuklarda sık görülen ve son derece bulaşıcı olan Bakteriel Konjonktivit mutlaka tedavi edilmesi gereken bir göz hastalığıdır.Bu yaygın göz sorunu hakkında Göz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Tanıl Gürsel önemli bilgiler verdi.








Konjonktivit göz kapaklarınızın ve göz yuvarlağınızın bir kısmını kaplayan saydam zarın -ancak buna konjonktiva denir; cerahat ya da enfeksiyonudur. Sebebi çoğunlukla bakteriel bir enfeksiyon ya da yenidoğan bebeklerde tam açılmamış olan bir göz yaşı kanalıdır.

Belirtileri:

• Bir ya da her iki favori pat diye kızarıklık

• Bir veya her iki favori ansızın kaşıntı

• Bulanık görme ve ışığa karşı hassasiyet

• Bir veya iki favori birdenbire batma duygusal

• Gece boyunca bir ya da iki gözde birdenbire kabuklanma yapan akış.

• Yaşarma

Bakteriel Konjonktivit başlıca kalın sarımsı yeşil renkte bir akıntıya sebep olur ve bir solunum yolu enfeksiyonu veya boğaz ağrısıyla benzer olabilir. Soğuk algınlığı ile bağlantılıdır. Son derece bulaşıcı olup çocuklarda daha yaygındır. Gözlerde yoğun şekilde kaşıntı, sulanma ve iltihap; burnumuzda kaşıntı, hapşırma ve sulu akıntı oluşabilir. Gözlerinizin akında açık renk kabarcıklara niçin olan şişmelerde meydana gelebilir.

Ne Zaman Tıbbi Takviye Alınmalı?

Konjonktivit can sıkıcı bir rahatsızlık olabilir, fakat görüşe hasar vermez ve k şekilde ayrıntılı veya acele çare gerektirmez. gerçi göze çarpan ve belirtiler başladıktan iki hafta boyunca Konjonktivit hala bulaşıcı olabildiği için, erken tanı ve tedavi önemlidir. Konjonktivit arada bir erişkin ve çocuklarda erken tedaviyi daha da manâlı kılan, kornea komplikasyonlarına neden olabilir.

Önlem:

Ellerinizi göze sürmeyin, sıkça ellerinizi yıkayın, havlu ve yıkanma bezlerinizi her gün değiştirin, başkaları ile paylaşmayın. Yastık kılıflarınızı sıkça değiştirin, başkalarına ait göz makyaj malzemelerini kullanmayın, kontakt lenslerinizin hijyenine dikkat edin. Eğer çocuğunuzda bir enfeksiyon varsa, öteki çocuklarla yakın bağlantı içine girmesine engel olmaya çalışın.

Tedavi:

Bakteriel Konjonktivit’te doktorunuzun önereceği antibiyotikli göz damlaları gerekir.
Read More

11 Temmuz 2016 Pazartesi

“Reflekstir” Deyip Hafife Almayın!












Bebeklerde Ani Sıçramanın Nedeni “Sara” Olabilir!

Sara, en sık çocukluk çağında, bilhassa de 0-1 yaş arasındaki bebeklik döneminde ortaya çıkıyor. Sanılanın tersine sadece vücutta kasılma ve çenenin kitlenmesi gibi büyük nöbetlerle değil, gözden kaçabilecek ufak nöbetlerle de gelişebiliyor. Mesela, bebeklerde ani sıçrama epilepsinin işareti olabiliyor!

Ahali aralarında ‘epilepsi’ olarak aşina sara; alev ve kafa travması gibi herhangi bir tetikleyici etmen olmadan tekrarlayıcı bilinç kaybı ile bilinçte bozulmanın görüldüğü ataklarla gelişen bir hastalık. En sık çocukluk çağında, bilhassa de 0-1 yaş arasında ortaya çıkıyor. Çocukluk çağındaki epilepsi tüm vücutta kasılma/atma, çenenin kitlenmesi ve ağızdan köpük gelmesi gibi belirtilerle seyreden büyük nöbetlerle gerçekleşebileceği gibi; tanınması güç ve kısa süren minik nöbetlerle de ortaya çıkabiliyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Uğur Işık, bebeklerde sadece kollar, bacaklar ve baş bölgesinde ortaya çıkan ani sıçramanın hafife alınmaması gerektiğine dikkat çekerek, “Olağan sara belirtilerinin yanı sıra, bu tür kısa süren ufak nöbetlerin de katiyen atlanmaması gerekiyor. Çünkü bu minik nöbetler anne babalar tarafından gözden kaçarsa sorun tedavi edilmediği için büyük nöbetlere dönüşebiliyor.” diyor.

Hangi Nöbetler Gözden Kaçabiliyor?


• Ani Sıçrama Ve Kapanma: Bebeklikte kümeler halinde gelen, kollar, bacaklar ile baş bölgesinde ani sıçrama ve kapanma ile çoğalan nöbetler ortaya çıkabiliyor.

• Gözlerin Sabit Bir Yere Bakması: Çocuklarda kasılma, atma, gözlerin sabit bir yere bakması ve kusma ile gelişebiliyor. Vücudun tek tarafında kasılma ya da vücudun tek tarafında anormal his ile de görülebiliyor.

• Dalma: Absans nöbetlerinde çocuk sadece 5-10 saniye boyunca dalıyor ve çevresine aleyhinde duyarsız oluyor.

• Gece Uykudan Sık Uyanma: Frontal lob denilen (beynin ön bölgesi) bölgede büyüyen nöbetlerde gece uykudan sık uykudan kalkma, kasılma ve anlamsız hareketler görülebiliyor. Bu koşul genelde uyku bozukluğu ile karışıyor. Hem çocuk anlamsız yere kendi çevresinde dönme veya koşma biçiminde hareketler sergileyebiliyor.

• Ani Baş Düşmeleri: Ani baş düşmeleri ve yere kapaklanma şeklinde nöbetler görülebiliyor.

• Sıçrama: Bazen yalnızca ani elektrik çarpması sözde sıçramalar (myokonik nöbetler) ortaya çıkabiliyor.

Sara Nedeni Çocuğun Hayat Kalitesini Belirliyor

Bir Takım türlerinde nöbetler günde 50-60 kere baştan ederken, bazılarında ise yılda yalnızca 1-2 defa ortaya çıkıyor. Epilepsiye niçin olan durum hayat kalitesinde en manâlı belirleyici faktör oluyor. Çünkü bu faktör hem çocuğun akıl düzeyini ve tavır sorunlarını ayrıca de epilepsinin şiddetini beliyor. Nöbet sayısı ve nöbet kontrolü hayat kalitesini belirlemede manâlı bir rol üstleniyor. İlaçlarla yoklama altına alınabilirse çoğu çocuk okul, spor ve hobiler gibi jurnal yaşam aktivitelerine devam edebiliyor.

Bir Takım Türleri İlaçlar İle Denetim Altına Alınabiliyor


Hangi tedavinin uygulanacağında epilepsinin türü çok yük taşıyor. Çocukluk çağının iyi huylu genetik epilepsilerinin yüzde 80-90’ı ergenlikte düzeliyor. Ara Sıra de epilepsiler ergenlik çağında başlıyor, bunların bir kısmı ömür boyu çare gerektiriyor. Epilepsilerin bir kısmı ilaç tedavisine çok iyi cevap veriyor. asgari 2 yıl, bazen de erginlik çağına kadar ilaç kullanmak yeterli gelebiliyor. Ama altta kafa travması ya da menenjit gibi nörolojik bir sorun varsa tedavi edilmesi daha zorlama olabiliyor. Mesela hastanın çok uzun yıllar ilaç kullanması gerekiyor.

Sara Cerrahisindeki Başarı Yüzde 80’lere Ulaşıyor

Tüm epilepsilerin yüzde 20-30’unu dirençli epilepsiler oluşturuyor. Bu durumda hap açık havada diğer tedavi seçenekleri gündeme geliyor. Birincil yöntem de sara cerrahisi oluyor. İyi seçilmiş hastalarda sara cerrahisinin başarısı yüzde 80’lere ulaşıyor. Fakat ne yazık ama her dirençli epilepsisi olan çocuk ameliyat adayı olamıyor. Çocuğun sara cerrahisi adayı olması için nöbetlerinin emin bir bölgeden kaynaklaması ve çıkarılacak bölgenin dil ve görme gibi kayda değer bir fonksiyonunun olmaması gerekiyor.

Beyne Takılan Batarya Keskin Düzelme Sağlıyor

Çocuğun cerrahi yönteme yerinde olmadığı durumlarda “vagus sinir stimülatörü” denilen beyin pili tedavisi düşünülebiliyor. Göğüs altına yerleştirilen batarya, vagus sinirini belli aralıklarla uyarıyor ve bu nöbetlerde azalma sağlayabiliyor. Beyin pili tedavisiyle nöbetlerin ayrıntılarıyla durması mümkün olmasa da iyi seçilen hastalarda keskin düzelme sağlanabiliyor. Diğer bir tedavi seçeneği de ketojenik perhiz. Bazı tür epilepsilerde etkin olan bu perhiz yağdan çok varlıklı beslenilmesi prensibine dayanıyor.

Nedenleri neler?


• Kromozom anomalileri,

• Beyin oluşumundaki yapı bozukluklar,

• Beynin oksijensiz kalması ya da beyin kanamaları,

• Tümörler,

• Kafa travması,

• Menenjit gibi beyin enfeksiyonları epilepsiye sebep olabiliyor.

Çocuğumuz hücum geçirdiğinde…

• Nöbet esnasında çocuğunuzu sağ veya sol tarafına doğru yatay pozisyonda yatırın.

• Başının altına bir yastık koyun, yakası sıkıysa gevşetin.

• Sallamayın, üzerine su dökmeyin, ağzına bir şey sokmaya çalışmayın.

• En yakın sıhhat kuruluşuna götürün veya çocuğunuzu izleyen doktoruyla iletişim kurun.
Read More

7 Temmuz 2016 Perşembe

Vajinismus: Tedavi Yöntem Ve Teknikleri

Bilinçdışında geçmişte yaşanmış yada duyulmuş negatif bir olayın eşe isteksiz olarak yansıtıldığı vajinismus tekrar tekrar tedavi edilebilir. Sorunun bilinçdışı istek ve şartlı istemsiz hareket ile ortaya çıktığından bu nedeni ortadan kaldırmak için bilinçdışı süreçlerde zihinsel manevralar yapıp yeni olumlu koşullara bağlı refleks arkları meydana getirmek gerekir.




Önce özel bir ilgi ve uzmanlık alanı olan cinsel terapist tarafından çiftin cinsel öyküsü alınır ve cinsel terapistin gerekli gördüğü durumlarda bütün bir jinekolojik muayene yapılır. Ama vajinismus sorunu olan kadınların büyük çoğunluğu jinekolojik tetkik elde etmek istemezler hatta muayene hakkında konuşulması bile tıpkı ilişkide olduğu gibi panik ve korkuya sebep olabilir. daha sonra bilinç altındaki patavatsız korkuları alt etmek için danışanların rahatlatılması, gevşemesi, coşku ve korkuları yatıştıracak ruhsal bir ortam oluşturulması için cinsel terapiye geçilir. Çifte cesaretli olmaları, başaracaklarına inanmaları ve güvenerek sabırla beklemeleri konusunda telkinlerde bulunulur. Cinsel terapi esnasında çifte ayna tutma egzersizleri, idrar alıkoyma egzersizleri, çatı kaslarını gevşetme ve kasma egzersizleri, kegel egzersizleri, parmak egzersizleri, çubuklarla genişletme egzersizleri, sınırlı penis girişi egzersizleri vb. “invivo duyarsızlaştırma”, “invitro duyarsızlaştırma” ve “pelvik taban rehabilitasyonu” öğretilir. Tedavinin birinci aşamasında invivo duyarsızlaştırmada hastanın kendi vücudunu tanıması için “dokunma ve okşama egzersizleri” ve parmak egzersizleri yaparak, bir anlamda ilişki sırasında ortaya çıkan panik atağın minik çaplı bir benzerini yaşaması hedeflenir. İnvitro duyarsızlaştırma da ise benzer koşul hastanın kendi parmağı ile değil bir takım sırça tüpler, plastik kanüller veya eşinin parmağı ile sağlanır. Her ikisinde de maksat; vajinanın genişleyebilir bir organ olduğunun kişiye gösterilmesi, ilişki esnasında yaşanan panik atağın ufak bir benzerinin oluşturulması ve bununla başa çıkmayı öğrenmeyi sağlamaktır. Egzersizler sırasında yapay kayganlaştırıcıların kullanılabilir. Bu duyarsızlaştırmayla paralel olarak hastanın pelvis kaslarını tanımasını ve onlara başat olmasını sağlayan Kegel Egzersizleri de yapılır. Cinsel terapide eşten gelen ruhsal takviye fazla önemlidir. Tedavinin ikinci aşamasında ise ilişki öncesi ön sevişmenin uzun tutulması ve kadının en ince ayrıntısına kadar uyarılmasının üstünde durulur. Cinsel terapistin yerinde görmesi durumunda hap tedavisi de uygulanabilir. Cinsel terapi süresi hastalığın şiddetine kadar birkaç seanstan 10-12 seansa değin değişebilir.

Son olarak uygun tedavi yöntemleri ve deneyimli bir cinsel terapist ile tedavi şansı % 95 -100 dür.

Vajinismus ve Gevşeme Egzersizleri

Bu egzersizde önce duş alınır, eşle birlikte yatakta alt yandan sırt üstü yatılır. Derin nefesler alıp verilir. Bacak uçlarınızdan itibaren sırasıyla boynunuza kadar tüm kaslar kasıp gevşetilir. Günde en düşük 20 dakika yapılmalıdır.

Vajinismus ve Fantezi Modellemesi

Cinsel terapi döneminde her gece yatakta, uyumadan önce, gözler kapalı bir şekilde eşle cinsel beraberlik düş edilir, buna “fantezi modellemesi” denir. Hayalin gerçekmiş gibi yaşanması önemlidir.

Vajinismus Tedavisinde Parmak Egzersizleri

Cinsel terapide danışan çiftin ve terapistin birlikte aşması gereken üç kayda değer tabu vardır. Bunlar:

1-Vajene bir şey girmesi tabusu, ( Kişinin kendi parmağını vajene sokması )

2-Vajene bir başkasının bir şeyinin girmesi tabusu ve ( Eşin parmağının vajene sokulması )

3-Vajene penis girmesi tabusu.

Cinsel ilişki esnasında ortaya çıkan panik atağın ufak çaplı bir benzerini yaşatmak ve bununla başa çıkmayı öğretmek için ilk kez hasta kendi parmaklarıyla egzersizlere başlar, sonra eşinin parmağı ile egzersize devam edilir. Parmak egzersizlerinde niyet; vajinanın genişleyebilir bir organ olduğunun kişiye gösterilmesidir. Parmak egzersizleri sıcak yumurtayı elde tutmaya aynı. Sıcak yumurta önceleri elde tutulamaz ve elden ele alınarak soğutulmaya çalışılır. Zamanla yumurta soğur ve ellerde yumurtanın sıcaklığına alışır. Yumurta soğudukça kişi rahatlar ve elini yanmaz. Sonunda yumurta soğur, kabuğu kırılır ve afiyetle yenir. Parmak egzersizleri de yumurtanın soğuması gibidir, birey zamanla panik haline alışır ve yüzleştiği negatif duygularla baş etmeyi öğrenir. Sonunda yumurtanın afiyetle yenmesi gibi cinsel ilişki de gerçekleşir.

Egzersizler esnasında yapay kayganlaştırıcıların kullanılabilir. Parmak egzersizlerine geçmeden önce vajinanın nasıl bir organ olduğunun görülmesi için bir ayna karşı incelemesini içeren ayna tutma egzersizleri yapılır. sonradan cinsel terapist tarafından çifte vajinanın fazla küçük olduğu konusundaki korkunun düş ürünü olup gerçeklere dayanmadığı, vajina duvarlarının son derece elastik olduğu, buradan doğum sırasında bir bebeğin kafasının çıkabildiğine kadar penisinizin de kolayca geçebileceği izah edildikten daha sonra, “çalışma esnasında herhangi bir aşamada hastalık hissederseniz bir sonraki aşamaya geçmeyin ve neyin rahatsızlık verdiğini anlamaya çalışın”, “vajinal kasların sıkıştığını hissettiğinde biraz ara verin” önerilerinden sonra aşağıdaki “parmak çalışma programı” uygulanır. Bu program kendi parmaklarıyla kişisel ve eşinin parmaklarıyla eşli egzersizi biçiminde iki aşamadan oluşur. Bireysel Parmak Egzersizi bayan için en zor olanıdır, lakin bunu bir defa başarırsa, öteki aşmalar daha basit gelişecektir.

Bireysel Parmak Egzersizleri


1-Parmak egzersizi öncesi gevşeme egzersizi yapın. Çalışma boyunca da gevşek olmaya ve gevşekliği korumaya çalışın.

2-Ilk Olarak bebek yağını elinize ve vajinanıza sürün. Bir elinizle klitorisinizi bulun, belli bir ritimde ve basınçta okşayın. Öteki elinizle göğüslerinizi ya da hoşunuza gidecek bir başka bölgenizi okşayın.

3-Uyarıldığınızı düşündüğünüzde vajeninize deliğine dokunun. Parmaklarınızı vajen deliğinin civarda daire hareketleri yaparak uyarıya devam edin.

4-Sulanma olduğunda adamakıllı kayganlaştırılmış serçe parmağınızın ucunu ilk boğuma dek sulanmış vajeninize sokun. Kendinizi gizli ve açılmış hissedene dek orada tutun ve bekleyin. daha sonra daire hareketi yapın.

5-Rahatsanız ikinci boğuma dek sokun. Yeniden bir zaman bekleyin ve daire hareketi yapın.

6-Hala rahatsanız tamamını sokun, bekleyin ve daire hareketi yapın. Hiç hastalık duymayana değin egzersize devam edin.

7-Benzer egzersizi daha kalın bir parmak olan orta parmakla tekrarlayın.

8-Benzer egzersizi sinyâl ve orta parmaklarınızı birleştirerek iki parmakla tekrarlayın. sonradan eşli egzersize geçin.

Eşli Parmak Egzersizleri

1-Egzersiz öncesi eşinizle birlikte gevşeme egzersizi yapın.

2-Eşinizle sevişin. Onun sulanmasını sağlayın.

3-Bebek yağını elinize ve eşinizin vajinasına sürün. Bir elinizle klitorisini bulun, belli bir ritimde ve basınçta okşayın. Diğer elinizle eşinizin göğüslerini veya hoşuna gidecek bir diğer bölgesini okşayın.

4-Uyarıldığını düşündüğünüzde vajen deliğine dokunun, parmaklarınızı vajen deliğinin civarda daire hareketleri yaparak uyarıya devam edin.

5-Sulanma arttığında muhabere parmağınızı birincil boğuma dek eşinizin vajenine sokun. Eşiniz kendini bakımlı ve çözülmüş hissedene dek orada tutun ve bekleyin. sonradan daire hareketi yapın.

6-Eşiniz rahatsa ikinci boğuma kadar sokun. Tekrar bir vakit bekleyin ve daire hareketi yapın.

7-Hala rahatsa tamamını sokun, bekleyin ve daire hareketi yapın.

8-Eşinizden gevşemesini ve vajinasını çevreleyen kasları sıkıp gevşetmesini isteyin. Parmağınızın sıkıldığını hissedin. Eşinizin de parmağınızı sıktığında içinde hissetmesini isteyin.

9-Sonradan parmağınızı çok yavaşça ileri geri hareket ettirin ve hızınızı eşinizi rahatsız etmeyecek dek arttırın.

10-sonradan aynı egzersizi dikkat çekici ve orta parmaklarınızı birleştirerek iki parmakla tekrarlayın. daha sonra penis egzersize geçin.

Birkaç hafta yapılan parmak egzersizlerinden sonra sınırlı penis girişi egzersizine geçilir. Sınırlı penis girişi egzersizinde kadının en ince ayrıntısına kadar uyarılmış olmasından ve ekstra kayganlaştırıcı kullanıldıktan sonra, onun istediği dek yavaş ve nazik olarak hareket etmesine olanak veren kadının üstte olduğu pozisyon seçilir. Ilk Olarak pozitif sert girmeyip penisin vajinasında bulunmasından kaynaklanan duygulara alışması sağlanır. Bu amaçla önce penis başı vajenin içine yerleştirilir.

Sınırlı Penis Girişi Egzersizleri

1-Egzersiz öncesi eşinizle birlikte gevşeme egzersizi yapın.

2-Eşinizle sevişin. Onun sulanmasını sağlayın.

3-Bebek yağını elinize ve eşinizin vajinasına sürün. Bir elinizle klitorisini bulun, kesin bir ritimde ve basınçta okşayın. Öteki elinizle eşinizin göğüslerini veya hoşuna gidecek bir diğer bölgesini okşayın.

4-Uyarıldığını düşündüğünüzde vajen deliğine dokunun, parmaklarınızı vajen deliğinin etrafında daire hareketleri yaparak uyarıya devam edin.

5-Sulanma arttığında sırt üstü yatın. Eşiniz üste dizleri bedeninizin her iki tarafında elde etmek üzere diz çökmesini sağlayın.

6-Eşiniz rahatsa penis başını birazcık aşağıda dürüst indirerek vajenin girişine yerleştirin.

7-Hala rahatsa tamamını penis başını vajene sokun, bekleyin.

8-Herşey yolundaysa eşinizden kalçasını ileri dürüst hareket ettirerek penisinizi adamakıllı içine almasını isteyin ve yeniden bekleyin.

9-Eşinizden gevşemesini ve vajinasını çevreleyen kasları sıkıp gevşetmesini isteyin. Penisinizin sıkıldığını hissedin. Eşinizin de penisinizi sıktığında içinde hissetmesini isteyin.

10-Daha Sonra eşinizden kalça hareketleri ile çok yavaşça ileri geri hareket etmesini isteyin ve eşinize hızını kendini rahatsız etmeyecek dek arttırması yönünde telkinde bulunun.

11-sonra benzer egzersizi her gün bitmiş edin.

Vajinismus ve Hipnoz

Son yıllarda vajinismus tedavisinde hipnoz yani hipnoterapi de başarılı sonuçlar vermektedir. Hipnoz bir uyku değildir, tersine bir uyanıklık, farkındalık ve tavsiye alabilirliğin arttığı derin bir gevşeme durumdur. Bilinç açık olduğu için hipnoza girildiğinde istemediğiniz bir şey size yaptırılamaz. Vajinismusta hipnoz kimsesiz tatmin edici değildir. Manâlı olan hipnozu hipnoterapiye çevirmektir. Bunun için hipnoz aşağıda bahşedilen telkinler, zihinsel ve imgesel uygulamalar ile endişe, nefret ve kaygılar ortadan kaldırılır. Bu Nedenle cinsel ilişkinin sızı ve acı olmadan olabileceğine dair inanç artar. Bu bağlamda; hipnoterapi ile danışanların kendilerinin bile farkında olmayıp bilinç altına attıkları bütün negatif düşünceleri bir yerde su yüzüne çıkararak adeta bir "farkındalık durumu" yaratılmakta ve bu sayede dehşet ve kaygıların azaltılması sağlanmaktadır. Sıradan 6 seans da hipnoz ile değişmiş bilinç hali oluşturulur, var olan zihnin dirençleri ortadan kaldırılır ve bilinçdışı süreçlerde zihinsel manevralar yapıp yeni olumlu koşullara bağlı refleks arkları oluşturulan imgeleme teknikleri ile sonuca varılır. Bilinçdışı olaylar çözülür, koşullara bağlı refleks ile cinsel birleşme öncesinde anahtar işaretlerle rahatça kullanabilen gevşeme teknikleri öğretilir, kasılma gevşemeyle yer değiştirilir, cinsel birleşme ile ilgili imajinasyonlar yaşatılır, ruhsal açlık ve orgazma varmak konusunda çift eğitilir.

Vajinismus Tedavisinde Uyarı Edilmesi Gereken Konular

-Tedavi mutlaka eşle beraber olmalıdır.

-Vajinismusun bedensel bir nedeni olabilir ve bu nedenle kadının mutlaka cinsel terapi öncesi bir kadın doğum uzmanına görünmesi gerekir.

-Deneyip de başarısızlıkla sonuçlanan her tedavi girişimi çifti dipsiz bir kuyuya içten sürükler, umutlarını kırar, tedaviyi güçleştirir.

-Tedavinin sonlarına dürüst eşlerin arası açılmaya başlar ve çoğu kez tartışma etmeye başlarlar.

-Hasta çift yaklaşık 10-12 seans sonrasında sağlıklı bir cinsel hayata kavuşabiliyor. Tedavi süresinin uzunluğu ise çoğunlukla 3 hafta ile 3 ay arasında sürüyor.

-Vajinismusu mekanik olarak çözmek yetmez. Çifte sağlıklı ve mutlu bir cinsel hayat arzetmek için tedavide iki safha izlenir. 1. aşamada cinsel birleşmenin olmasını hedefleriz. 2. aşamada ise cinsel ilişkiden hoşgörü alma ve orgazm olma teknikleri öğretilir.

-Vajinismuslu hastaların yüzde 10 ile 15 i çok basit çare edilir. Bu hastaların uyuşturucu krem ya da pomat bıkkın su ile oturma banyosu, muhakkak pozisyonlar ve egzersizler ile bir ya da iki seansta çare olabilirler.

Vajinismus Tedavisini Yapacak Olan Hekimde Olması Gerekenler

-Vajinismus konusunda bol vaka tecrübesi olmalı,

-İlgili, şevkatli ve anlayışlı olmalı,

-Ukala olmamalı,

-Doktor çifti yanına sıcacık hissettirmeli vb.

Vajinismus ve PC Kasları

Vajina girişinin etrafındaki çok kuvvetli kaslara, aşk kasları, vajina kasları, pelvik taban kasları ya da PC adale grubu denir. Üreme sistemi ve üriner sistem için kilit rol üstlenmişlerdir. Bu kaslar idrar tutmaya, cinsel birleşmeye, orgazma ve doğum esnasında bebeğin çıkmasına muavin olurlar. Bu kaslar üriner açıklığı, vajinayı ve anüsü bir çember gibi çevrelerler ve iskelet sistemine tutunarak, pelvic organları destekleyip tutarlar. Bu kaslar genel olarak gevşek değildir. Bu kasların sıkılması cinsel birleşmeye engel olur. Cinsel terapide amaç bu kaslar üzerindeki bilinçli kontrolün öğrenilmesi ve koşullanmış refleksi sistematik olarak değiştirmektir.

Vajinismusta Koruyucu Çare

Vajinismus ülkemizde batılı toplumlara tarafından daha yaygın bir sorundur. Fakat çiftlerin “izdivaç öncesi cinsel danışmanlık” hizmeti almaları koruyucu tedavide çok önemlidir. Evlilik öncesi cinsel danışmanlık için cinsel terapiste giden çiftlerde yukarıdaki tüm etmenler olsa da vajinismus olmaz. Korunmanın tek çaresi de budur. Ayrıca erginlik dönemine girmeden genç kızlarımızın “buluğ çağı öncesi cinsel danışmanlık” hizmetlerinden faydalanmalarını da öneriyorum.

Vajinismusta Hatalı ve Hatalı Tedaviler

Yukarıda ayrıntılı olarak anlattığım, vajinadaki istem dışı kasılmaların derece derece egzersizlerle ortadan kaldırılması ve rahatsızlığa yol açan psikolojik etkenlerin çözümlenmesi üzerine kurulu çare yaklaşımının yanında, tedavi namına yapılan yanlış uygulamalar da sıktır. Hatta absürdlük düzeyine vardığını düşündüğüm bazıları ise daha da kötü travmalara yol açabiliyor. İşte birkaç örnek:

1-Hymenektomi yani kızlık zarının ameliyatla alınması: Vajinismusun kızlık zarıyla bir ilişkisi yoktur. Kızlık zarının alınması var olan sorunu çözmez. Fakat iş hayatım boyunca bir kez karşılaştığım ve çok nadir görülen bir şart olan kızlık zarının kalın olması gibi çeper anormalliğine tabi sancı, acı veya kanama nedeniyle vajinismus gelişmiş ise, cerrahi bir yöntemle bu zarın kesilmesi yapılabilir.

2-Genel duyumsuzlaşma aşağı cinsel birleşme: Bilindiği üzere genel anestezi esnasında vajinal kaslar gevşediğinden cinsel birleşmeye ihtimal vermeyen vajinal kasılmalar olmaz ve ilişki gerçekleştirilebilir. Ancak bu şart çözüm olmaz ve sonraki cinsel birleşmelerde benzer sorun yaşanır. Keza çiftlerden birinin uyuşturulması, kendini bilmeden ilişkiye zorlanması, tıp etiğine, ahlaki yapımıza ve hatta modern insana yakışık almaz bir durumdur. Çünkü sevişmede ve cinsel ilişkide ortak haz esasken bu durum bir nevi tecavüzdür.

3-Vajinaya botoks uygulanması: Vajina ve çevresine kontrollü botoks enjeksiyonu yapılarak kasılmanın önüne geçilebildiğinin iddia edildiği bu tedavi yöntemi henüz gelişim aşamasındadır. Botoks vajina kaslarını geçici olarak felç eder ve bu vesile ile cinsel birleşme sağlanabilir. Fakat kadının ağrıyacak, acıyacak, kanayacak vb. korkuları, cinsel birleşmeye aleyhinde bilinçdışı direnci, geçmiş travmalarının etkileri olduğu gibi kalır. Bu durumda botoksun felç edici etkisine rağmen vajinismus devam edebilir veya botoks geçici olarak işe yarasa bile etkisi geçtiğinde vajinismus baştan ortaya çıkabilir.

4-Yerel uyuşturucu kremler ve pomadların ilişki öncesi vajinaya sürülerek kullanılması: Kadınların bilinçdışı korkularını ortadan kaldırmadığı için yararsızdır.

5-Kadının cinsel ilişki öncesi alkol alması: Alkolün hafif alınması vajinismusa yol açan faktörleri ortadan kaldırmadığından ve artı alınması ise sarhoşluk yaparak kişinin bilincini kaybetmesine yol açtığından yararsızdır.

-Cinsel ilişki öncesi sakinleştirici ve kas gevşetici ilaçların birlikte kullanılması: Bu nesil ilaçlar yararsızdır ve dahası bazıları cinsel ricası azalttığı için cinsel ilişiki öncesi alınmaları normalde de öğüt edilmez.

6-İlişki öncesi vajinaya buhar tutulması, sıcak su banyosu, yerel uyuşturucu krem veya pomat, ağrı kesici, yatıştırıcı ve can sıkıntısı giderici ilaçların birlikte kullanımı: Sadece cinsel birleşme korkusu yaşayan ve vajinal kasılmaları olmayan kişilerde ara sıra işe yarayan veya geçici çözüm olabilen bu yöntem vajinismusta yararsızdır.

7-Muayenehanede Gerdek: Vajinusmusun Türkiye’de böylece fazla evliliğin sona ermesine niçin oldu ve maalesef bu konu fazla istismar edildi. Hastalara iyileşeceksiniz denilerek olmadık şeyler önerilemez. Cinsel eğitim,cinsel danışmanlık ve cinsel sorunların tedavisi alanında çalışan öbür disiplinlerden gelen profesyonelleri bir arada tutmayı ilke edinmiş CİNSEL Tıp Enstitüsü olarak amaçlarımızdan biri de cinsel tedavilerin etik ilkelerinin oluşturulması ve istismarın önlenmesidir. Cinsel sağlık durumu bilimi ile ilgilenenlerin yaptıkları mesleki uygulamaları için standartlar öneriyoruz, cinsel terapistin ve hastanın haklarını korumayı amaçlıyoruz. Çünkü ahlak kurallar, cinsel eğitim, danışmanlık, cinsel terapi ve cinsellik araştırma koşulları için gereklidir. Tüm üyelerimizden ve cinsel sağlık bilimi ile ilgilenenlerden ahlak kurallara tekrar tekrar uymalarını istiyor ve bekliyoruz. bu nedenle tek seansta, kadına rahatlatıcı, kas gevşetici ve ağrı giderici ilaçlar, kayganlaştırıcı ve lokal uyuşturucu kremler ve pomadlar verdikten daha sonra, hekimin telkinlerle çifti kendi muayenesinde, hatta gözetimi altında cinsel ilişkiye zorlaması başkanlığını yaptığım CİNSEL Tıp Enstitüsü tarafından Türk örf ve adetlerine yerinde bulunmadığı ve tıbbi etik ihlal edildiği için kınanmış bir tedavidir. Avrupa Birliği’nin bazı ülkelerinde ve ABD’de doktorun gözü önünde cinsel ilişkiye girme ve sorunları yerinde tespit ederek çözmeyi içeren tedavileri uygulayan özel merkezler var, lakin batı ile bir kültür ve anlayış farkımız var. Burası Türkiye. Türk hekimleri olarak kendi toplumsal yapımıza, örf ve adetlerimize yerinde tedavi yöntemlerini tercih etmeliyiz. Huysuz durumlarda tedaviye muhtaç insanlarımız, cinsel sağlık bilimi ve bu tedavileri uygulayan profesyoneller zarar görebilir. Çünkü Cinsel Haklar Bildirgesi’ne kadar; cinsellik her insanın kişiliğinin ayrılmaz bir parçası olan mahremiyet, şehvetli ifade gibi esas insan ihtiyaçlarının doyumuna bağlıdır. Cinsel haklar özgürlüğe, onura ve her bir insanoğlunun eşitliğine dayalı evrensel insan haklarıdır. Cinsel haklar tanınmalı, teşvik edilmeli, hürmet gösterilmeli ve toplumlar göre savunulmalıdır. Cinsel sağlık durumu bilimi bu cinsel hakların tanındığı, hürmet duyulduğu ve uygulandığı ortamlarda mümkündür. Her çeşit cinsel baskı ve istismar cinsel özgürlüğün dışındadır. Cinsel gizlilik hakkı, başkalarının cinsel haklarına müdahale edilmediği sürece cinsel yakınlaşma konusunda kişisel karar verme ve davranma hakkını içerir. Son olarak cinsel bilginin bilimsel açıdan etik araştırmalar sonucu elde edilmiş olması ve tüm sosyal seviyelerdeki kişilere uygun şekilde yayılması gerektiğini açıklayan bilimsel araştırmaya dayalı cinsel data edinme hakkı katiyen muayenehanede cinsel ilişkiye özendirme olarak değerlendirilmemelidir.

8-Tek Seanslık Tedaviler

Vajinismusta çiftler bu sorunu çözmeye tamamen hazırsa, erken bir kullanım varsa ve derinlerde yatan ciddi bir patoloji yoksa, sorun “cinsel bilgilendirme ve danışma” ile kolaylıkla çözülebilir. Ama tek seanslık bir tedavide sorunu çözmek namına kadınlara kas gevşetici ve ağrı kesici ilaçlar, yerel uyuşturucu kremler verme, sıcak suda oturtma, vajene buhar tutma kadının var olan korkularını daha da arttırır. Çünkü kadının “çok ağrıyacak, canım yanacak, fazla kanayacak, çeper patlayacak, zar yırtılacak” vb. korkularına, “evet ağrıyacak fakat biz ağrımaması için zorunlu ilaçları size verdik” tarzında önerme edici yaklaşımlar çok içten değildir, hastayı üzmek ve korkutmaktan başka bir şeye afacan. bu nedenle tek seanslık tedavileri tavsiye etmiyorum.

Cinsel Terapist Helen Singer KAPLAN’ın “Resimli Cinsel Çare Kılavuzu” adlı kitabının ikinci baskısında vajinismusun tedavisi aşağıda anlatılmıştır: "Tedavi temel olarak koşullandırılmış vajinal tepkinin ortadan kaldırılmasından oluşur. Bu operasyon, çözülmüş ve sakin şartlar altında, vajinal girişe kademeli olarak boyutu çoğalan nesnelerin yerleştirilmesi ile gerçekleştirilir. Hasta, fallus boyutunda bir nesneyi tolere edebildiğinde çare olmuş demektir. Bu harika derecede kolay çare planı çoğu vajinismik kadının vajinalarını kapatan basit koşullandırılmış bir istemsiz hareket göstermemesidir. Bu kadınlar genelde bununla birlikte cinsel ilişki ve penetrasyon konusunda fobiktir. Tedavinin koşullandırmanın giderilmesi bölümü başlamadan önce fobik kaçınmanın ortadan kaldırılması gerekir. Fobik olarak cinsel ilişkiden kaçınma halinin yönetilmesi için değişik teknikler vardır. Bunlar, lâf anlamaz korkunun altında yatan bilinçsiz unsurların çözümsel bir şekilde yorumlanması, destek ve güven tazelemesi ve “dehşet duyguları ile baş başa kalmak konusunda” cesaretlendirme ve bu duygulara karşın penetrasyon girişiminde bulunma; ve sistemli olarak hassasiyetin giderilmesi ve hipnoz gibi davranışsal tekniklerdir. Çoğunlukla analitik ve destekleyici yöntemlerin bir bileşimini uygularım. Vajinismusun oluşmasına niçin olan orijinal kaynağı ya da travmayı araştırmaya çalışır ve buna verilen şehvetli tepkiyi ele alırım. Süratli bir şekilde bu oluşumun ötesine geçerim ve sorunun burada ve acilen görülen yıkıcı etkilerini incelerim ve hastanın bunun üstesinden gelmek amaçlı yapıcı ve akılcı çabalarını desteklerim. bununla beraber, başkaları daha bariz davranışsal yaklaşımlar kullanmışlardır ve bunlar iyi sonuçlar vermiştir.

İn – vivo hassasiyet giderme ya da penetrasyon yalnızca kadının vajinal penetrasyon konusundaki fobik kaçınması ortadan kaldırıldıktan ve cinsel ilişki ile ilgili karmaşıklıkları, prosedür hakkında nispeten çatışmasız ülkü gelmesini sağlayacak değin çözüldükten sonra başlatılmalıdır. Klinisyenler koşullandırmanın giderilmesi amacıyla vajinaya sokulacak çeşitli nesneler kullanırlar. Bazıları derece derece cam kateterlerin kullanımını önerirken diğerleri kauçuk, başkaları da tampon kullanmaktadır. Nesnenin doğasının ne olduğu koşullandırma amacı açısından manâlı değildir. Ben, hastalar için hissi olarak en kabul edilebilir yöntem olduğunu gördüğümden ve suni nesnelere tarafından terapatik dirençleri mobilize etmesi daha az mümkün olduğundan, hastanın ve kocasının parmağını kullanırım.

Prosedür

Hastaya yalnız başınayken bir ayna kullanarak vajinal girişini gözlemlemesi söylenir. Göze Çarpan parmağını vajinal girişe koyması ve parmak ucunun vajinal girişe sokulmasının ne hissettirdiğini görmesi istenir. Bu duygular ve bunların anlamları daha sonraki terapi seansında güven tazeleyici bir biçimde araştırılır. Buna ek olarak, hastanın bu zaman içerisinde sahip olduğu herhangi bir hayal ve fantezi sıklıkla bilinçsiz güçlerin ortaya çıkartılmasında ve çözülmesinde asistan olur, bunlar bir takım durumlarda koşullandırılmış refleksin ortadan kaldırılmasına hizmet eder. Hasta parmak ucunu sokabildiğinde, bir sonraki sefere bütün parmağını sokması söylenir. sonradan iki parmağını. Bazı durumlarda daha sonra kaplamasını çıkarmadan bir tamponu vajinal girişine sokması ve saatler baştan başa tamamen rahatsız hissedinceye kadar onu orada bırakması söylenir. Terapist koşullandırmanın giderilmesi işlemini hastayı, vajinasına bir nesne soktuğunda can sıkıcı bir anksiyete ve sıkılık hissedebileceği fakat acı hissetmeyeceği yolunda uyararak kolaylaştırabilir. Fakat ne anksiyete ne de gerginlik artacaktır. Aksine, bu duygulara bir vakit müsamaha gösterebilmesi halinde, bu duygular kaybolacak ve kısa zamanda penetrasyon sırasında mükemmel şekilde bakımlı olacaktır. Bayan parmaklarının ve / veya tamponun girişine gizli bir şekilde müsamaha gösterebildikten sonra, koca prosedüre dahil edilir. Kocadan karısının vajinal açıklığını bütün ışıkta incelemesi istenir. sonra kadının kendi üzerinde daha önce gerçekleştirmiş olduğu prosedürü koca gerçekleştirir. Önce parmak ucunu vajinal girişine sokar. sonradan, kadın elini denetim eder ve yol gösterirken, koca tüm parmağını vajinaya sokar. Ilk Olarak parmağı vajina içerisinde uyuşuk tutar. daha sonra kibarca içeri dışarı hareket ettirir. Bunu iki parmakla yapar. Tüm bu süre içerisinde kadına penisle penetrasyon için bir girişimde bulunulmayacağının garantisi verilir. Kocanın vajinal oyun sırasında uyarılması halinde, çifte, erkeğin ekstravajinal olarak orgazm olmasını sağlayacak cinsel faaliyetlerde bulunmaları söylenir.

Birincil penis penetrasyonu önemlidir. Çift bu konuda evvelden anlaşır. Koca erekte olmuş penisini kayganlaştırır ve bayan kendisine kılavuzluk ederken penetrasyon gerçekleşir. Koca penisini vajina içerisinde birkaç dakika her tarafında tembel tutar, sonra geri çeker. Çift bu zamanda ekstravajinal cinsel oyunları tercih edebilir ya da etmeyebilir.

Ilk penetrasyon ardından, nazik ileri geri hareket ve daha sonra erkeğe doğru ileri geri hareket gerçekleştirilir ve genel olarak bunun peşinde hızlı bir şekilde orgazm gelir.

Reaksiyonlar

Bazı kadınlar için hassasiyetin giderilmesi nispeten basit bir prosedürken diğerleri son derece kaygılı olurlar. Anksiyete çoğunlukla beklenir, çoğunlukla penis penetrasyonundan hemencecik önce görülür. Penetrasyon gerçekleştikten sonradan, çoğunlukla anksiyetede kayda değer bir azalma olur. Spastik vajinal tepki koşullandırmasının giderilmesi aracılığıyla gerçekleştirilen tedavinin olumlu sonucu evrenseldir, oysa çiftin tedavi sürecini tamamlaması gerekir. aynı zamanda, çiftin penetrasyonun olası ülkü gelmesi sonrasındaki cinsel fonksiyonları açısından, sonuçlar büyük şartların değişmesi göstermektedir. Çoğu vajinismik kadının genelde epeyce tepkisel ve bununla birlikte klitoral uyarı ile zahmetsizce orgazma ulaşabilir olması bir sürpriz olarak ortaya çıkmaktadır. Birçok kadın bu iyi tepkiye ilişkiye girebildikten sonradan da devam eder. Hatta bazıları çabuk bir şekilde cinsel birleşme ile orgazm olabilmektedir. Bunlar için tedavi sona erdirilebilir. Diğer durumlarda, vajinismusun başarılı tedavisi kadında başka cinsel sorunların ve/veya kocada ereksiyon ve/veya boşalma bozukluklarının ortaya çıkmasına neden olur. Durum buysa, çift iyi bir cinsel fonksiyon yaşamadan önce başka tedavilere gereksinim duyulur."

Vaginismus Hakkında Bilinmeyenler

*Vajinismus bir hastalık değil ailesel yani evli çifte ait bir problemdir. Kadının ve erkeğin müşterek bir sorunudur. böylece cinsel terapide bir tarafın diğerini suçlamaması veya halden anlayan olması öğütlenir.

*Kişinin istediği kişiyle evlenememesi vajinismusa neden olmaz. “Başkasıyla evlenseydim gerçi olur muydu?” sorusu her zaman akla gelir. Fakat bu sorunun eşlerle bir ilgisi yoktur. Hatta evlenmeden önce uzun yıllar flört eden çiftlerde evlenince bu sorunu yaşayabilir.

*Cinsel terapide başarı şansını arttıran en manâlı faktör eşlerin seanslar esnasında kendilerine verilen konut ödevlerini uygun bir şekilde uygulaması ve ardına kadar tedaviye inançlarını yitirmemeleridir.

*Genel uyuşma altında ilişkiye girilmesi, içki alıp sarhoş olup cinsel ilişkiye girmesi, sakinleştirici, adale gevşetici ve antidepresan ilaçlar da çare edici değildir. Tersine bu herif ilaçlar cinsel ricası azaltabilir.

*Kızlık zarlarının çok kalın olması, bilinenin aksine, vajinismusa yol açmaz.

*Bu hastalık ilk cinsel ilişki de ortaya çıkabileceği gibi uzun yıllar adi bir işlevsellikten sonra da ortaya çıkabilir.

*Vajinismus sosyokültürel ve hesaplı düzeyi yüksek, daha çok okuyan ya da üniversite mezunu çitlerde daha sık olarak görülmektedir.

*10-15 yıldır evli olup halen ilişkiye giremedikleri için boşanan ya da evliliklerini bu şekilde kabullenip “aseksüel” olarak yaşayan çiftlerin sayısı az değildir.

*Bir partnerle yaşanan sorun diğer bir partnerle ortaya çıkmayabilir.

*Eğitim, kültür ve sosyal düzey ile ilgili değildir. Sadece cahil insanlarda olmaz, üniversite mezunu çiftlerde görülebilir.

*Ülkemizde cinsel sorunla başvuran kadınların en büyük grubunu oluşturmaktadır.

*Vajinismus problemi yaşamış kadınların yüzde 80’i ve eşlerinin yüzde 90’ı evliliklerinden yeterince doyum aldıklarını açıklama etmektedirler.

*Vajinismuslu kadınların yüzde 57’si kocalarını bu konuda düşünceli ve kendilerine yardımcı, yüzde 15’i coşmuş ve agresif, yüzde 28’i tepkisiz olarak değerlendirmektedir.

*Vajinismuslu kadınlar çoğunlukla giriş dışındaki cinsel aktivitelerden oldukça haz alırlar ve ön sevişmeyle orgazm olabilirler.

*Vajinismuslu çiftleri bu problemin yalnızca kendilerinde var olan ilginç bir sorun olduğunu düşünüp hekime başvurmazlar. Öncelikle çözümü sihir yapılmasıyla bağlandıklarını düşünerek tıp dışı alanlarda ararlar, netice başarısızdır.

*Vajinismus yalnızca cinsel ilişkiye yok, tetkik ve tampon gibi bir takım durumlara da müsaade etmez.

*Hemencecik bütün yaş grubundaki kadınları etkileyebilir.

*Görülme sıklığı her 100 kadından ikisinde bu duruma rastlanıldığıdır.

*Vajinismusda yeterli özlem veya ıslaklığın sağlanamaması söz konusu değildir.

*Vajinismuslu hastalar ailelerden gelen "neden hala çocuk yapmıyorsunuz?" şeklindeki eleştiriler ile boğuşmaktan sıkıldıkları için bir cinsel terapiste baş vururlar.

*Ara Sıra vajinismus bir koruma davranışı olarak ortaya çıkabilir. Daha önceki deneyimlerinde incitilmiş kadınlarda, cinsel ilişkiden firar etmek amacı ile vajina kaslarının kasılması ortaya çıkabilir.

Son olarak; vajinismus hastalarına önerim: “Sadece tedaviye başlamayı isteyin. Bir cinsel çare merkezine başvurmakla tedavideki çok manâlı bir basamağı aşmış olacaksınız.”

Read More

4 Temmuz 2016 Pazartesi

Güneş Kremlerine Fazla Güvenmeyin

Yaz gelince tatilde yanımızdan ayırmadığımız güneş kremleri bizi güneşin zararlı etkisinden aslında koruyor mu?






EWG (Environmental Working Group - Çevre Egzersiz Grubu)'nun hazırladığı rapora tarafından, güneş kremlerinin geliştirildiği, ama 5 markalı üründen 3'ünün cildinizi güneşin zararlı etkilerinden yeterli derecede korumadığını, bir takım zararlı kimyasallar içerdiği belirtiliyor.

Grubun üst düzey başkan yardımcısı Jane Houlihan, güneş kremi üreten endüstriye "-C" notu verdiğini belirterek, " Firmalar, benim kitabımda D notundan –C'ye yükseldi. Endüstri müşterilerini UVA radyasyonundan korumak için yeterince çalışmıyor" dedi.

Endüstrinin konuşmacısı, EWG 2009 Güneş Kremi Rehberi isimli raporun eksik hazırlandığını iddia ediyor. WebMD için raporu gözden geçiren dermatologlar, iltifat ve eleştirilerini açıkladılar. Bir Takım noktaların elbette dürüst olduğunu söyleyen dermatologlar, bu raporun bir bakıma yaygaracı niteliğe sahip olduğunu açıklama ettiler.

Bir başka cildiyeci ise raporu cesaret kırıcı bulduğunu, fakat güneş kremleri için gereken farkındalığı artıracağını belirtti.



Güneş kremlerinin etkinliği
Bu yılki raporda asgari öğüt edilen bin 572 güneş kremi, dudak koruyucusu, en düşük 15 faktörlük güneş koruması içeren günlük nemlendirici kremler incelendi. EWG'ye kadar, bu yılın çalışması geçmişteki gibi tetikleyiciydi, çünkü Amerikan Yiyecek ve Ilaç Dairesi (FDA), güneş kremleri için ayrıntılı bir güvenlik standardı düzenlemedi. Kuruluş, UVB koruması için tüzükler hazırladı, fakat UVA koruyuculuğu için karar askıda duruyor.

UVA ışınları deri sarkmaları ve kırışıklıklarıyla ilişkiliyken, son yıllarda bu ışınların deri kanseriyle de ilişkili olduğu bulundu. UVB ışınları ise deri kanserine ve güneş yanığına niçin oluyor.

Hatalar ve gelişmeler
EWG'ye göre, güneş kremi ürünleri ve endüstrisinin hataları şunlar:

- Ürünlerin yalnızca yüzde 5'i güvenlik ve faaliyet kriterlerini uyguluyor. Bu başvuru UVA ve UVW ışınlarını engelliyor, değişmezliğini sürdürüyor ve ürünlerde sağlığı tehdit eden koşullar bulunmuyor veya fazla eksik bulunuyor.

- Ürünler, tam gün koruma gibi sözler vererek abartılıyor.

- Birçok sprey ve pudra ürünü çok minik, nano-ölçekte içeriklere sahip. Bunlar akciğerlerde kolayca emilebiliyor ve problemlere yol açabiliyor.

- Gruptaki bilimadamları, bu yılki mevcut güneş kremlerinin yüzde 70'inin güçlü UVA filtlereler içerdiğini buldular. UVA korumasını çoğaltmak için tekrar formüle edilen markalar arasında, Solbar, Zia Natural Skincare, Nivea, L'Oreal, and Hawaiian Tropic yer alıyor.

- Güneşin UVB ve bazı UVA ışınlarına aleyhinde koruyucu olarak kullanılan ajan olan oxybenzone, bu yılki güneş kremlerinde yüzde 19 oranında daha eksik bulunuyor.

EWG'nin raporuna tarafından, kullanılması önerilmeyen güneş kremleri ise şöyle: Coppertone NutraShield, Sunscreen Lotion SPF 30; Neutrogena Ultra Sheer Dry-Touch Sunblock, SPF 30; Huggies Little Swimmers Sunscreen, Moisturizing Blue Melon Splash; Jason Natural Cosmetics Sunbrellas: Complete Block Spray, SPF 26; CVS Sport Sunblock Lotion, SPF 30

Rapora endüstrinin cevabı:

Endüstri grubundan Bireysel Bakım Ürünleri Konseyi'nden bilimadamı raporun bilimsel olmadığını ve yalan yanlış olduğunu söyledi. Raporda çok fazla eksiklik, hata olduğunu söyleyen bilimadamı, nereden başlayacağını bilmenin fazla şiddet olduğunu ifade etti.
Read More

Kızıl saçlılar güneşe daha hassas

Avrupa'daki kanserle uğraş ile ilgili kuruluşların bir araya gelerek oluşturduğu Avrupa Kanser Ligi tarafından hazırlanan raporda açık tenli, kızıl saçlı, çilli kişilerin güneş ışınlarına karşısında daha hassas olduğu bildirildi.





Toplum Sağlığı Araştırma ve Geliştirme Merkezi Müdürü Prof. Dr. Nazmi Zengin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ultraviyole ışınlara fazla maruz kalan derinin, erken yaşlanmasına ve deri kanserine neden olduğunu söyledi.

Bilhassa çiftçi, denizci gibi dışarıya güneş aşağı uzun vakit kalanlarda bu cins rahatsızlıkların yoğun olarak görüldüğünü açıklayan Zengin, ''Bu ultroviyole ışınlar, hücresel DNA'sının yapısını değiştiriyor. Hücrelerin kromozom yapılarını farklılaştırıyor. Dolayısıyla, uzun zaman güneşe maruz kalan kişide vakit içinde deri kanseri oluşabiliyor'' dedi.

ÇİLLİ OLANLAR İLE KIZIL SAÇLILAR GÜNEŞTEN KAÇINMALI
Zengin, güneş ışınlarına karşı Avrupa'da kanserle mücadeleyle ilgili kuruluşların bir araya gelerek oluşturduğu Avrupa Kanser Ligi'nin bu alâkalı bir rapor hazırladığına dikkat çekerek, şunları kaydetti:

''Güvenli Güneşlenme başlığı altında hazırlanan raporda, güneşteki ultraviyole ışınların niçin olduğu kanser riskine aleyhinde alınması gereken önlemler anlatılıyor. Bu raporda derinin güneşe nasıl reaksiyon verdiğinin bilinmesi öneriliyor. Deri rengi açıksa, saç rengi kızılsa ya da birey çilliyse, 'güneş ışınlarına çok hassas' anlamı çıkarılabileceği belirtiliyor. Bu kişilerin derisinde 'melanin' denilen ve güneşin zararlı ışınlarını bir anlamda filtre eden badana maddesi az bulunuyor. Dolayısıyla bu kişiler güneşten daha çok etkileniyor. Bu kişiler, güneşten korunmaya büyük özen göstermeli. Yine raporda zararlı ışınlardan korunmak için saat 11.00 ile 15.00 arasında doğrudan güneşe maruz kalmaktan kaçınılması, çevredeki su, kum, ya da kardan olabilecek yansımalara da uyarı edilmesi gerektiği kaydediliyor.''

KOYU RENKLİ SIKI DOKUNMUŞ KUMAŞLAR, ZARARLI IŞINLARDAN KORUYOR
Zengin, zararlı ışınlara aleyhinde güneş gözlüğü takılması önerilen raporda, koyu renkli sıkı dokunmuş kumaşların ultraviyole ışınlara karşı daha iyi koruma sağlayacağının vurgulandığını bildirdi.

Varlıklı, cilt kanseri başlangıcının bazı ip uçlarıyla önceden tespit edilebileceğini vurgulayarak, ciltte oluşan ve uzun süre geçmeyen kabarıklık ile uzun zaman iyileşmeyen yaranın kanser başlangıcı olabileceğini, bu durumda vakit kaybedilmeden doktora başvurulması gerektiğini sözlerine ekledi.
Read More

Psoriasis (sedef) Derneği Ankara’da kuruldu.



Türkiye’de Bir Şehrin Nüfusuna Eşdeğer Sedef Hastası Var!

Türkiye’de yaklaşık 700 bin kişiyi etkileyen sedef (psoriasis) hastalığı konusunda faaliyet gösterecek olan Psoriasis Derneği Ankara’da kuruldu. Dernek tarafından 3 Kasım’da Psoriasis Farkındalık Haftası’nda düzenlenen toplantıda sedef hastalığının yalnızca bir deri problemi değil, hastaları somut ve ruhsal açıdan etkileyen bir rahatsızlık olduğu vurgulandı.






Dünya nüfusunun ortalama yüzde 1,5 ila 2’sini etkileyen, ülkemizde ise takriben 700 bin kişide bulunan sedef (psoriasis) hastalığı, hayat kalitesini ayrıca fiziki keza de ruhsal açıdan etkilemesiyle toplum sağlığı bakımından önemli bir sorun teşkil ediyor. Her sene 29 Ekim’in Dünya Psoriasis Günü kabul edilmiş olması, bu hastalığın bütün dünyanın gündemini yakından ilgilendirdiğinin kayda değer bir göstergesi.

Bu yaygın hastalığa dikkat çekmek ve sedef hastalarını ilgilendiren sorunlara ortak bir platformda çözümler bulmak amacıyla kurulan Psoriasis Derneği, 3 Kasım 2012 Cumartesi günü Ankara JW Marriott Hotel’de bir basın toplantısı düzenledi. Psoriasis Derneği, hastalığın farkındalık seviyesinin ve hastaların bilgi kaynaklarının artırılması, içten tedaviye erişimin önündeki engellerin kaldırılması ve tüm dünyadaki Psoriasis dernekleri ile entegre bir şekilde etkinlik göstermeyi hedefliyor.

Psoriasis Derneği Kurucu Kurul üyelerinden Prof. Dr. M. Ali Gürer, toplantıda sedef hastalığından etkilenen kişi sayısının bütün dünyada arttığını, bu hastalıkla ilgili yeni bilgilerin ortaya çıktığını, örneğin psoriasis ile ilişkili olarak yürek hastalığı riskinin de arttığını belirterek şunları söyledi: “Türkiye’deki hasta sayısı yaklaşık olarak bir şehrin nüfusuna eşdeğer. 2000’li yıllardan sonradan bu hastalığın şiddetli inflamasyona da yol açtığı ortaya çıktı. İnflamasyon, derinin yanı sıra diğer organ sistemlerini de etkiler. Keza, psoriasisin şeker hastalığıyla, obeziteyle, hipertansiyonla da ilişkisi kuruldu. 29 Ekim Dünya Psoriasis Günü ve peşinde gelen farkındalık haftası aracılığıyla bu hastalığa karşı bilincin artmasına çalışacağız. Yıllardır doktora gitmeyen, kendi yöntemleri ile nebati ilaçları yıllardan beri kullanan çoğu hasta var. Bu fazla sakıncalı. Dürüst olan, hastaların mutlaka bir dermatoloğa gitgide artarak uygun tedaviyi görmeleri ve böylece yaşam kalitelerinin yükselmesidir.”

Prof Dr. Mehmet Ali Gürer, Prof. Dr. Nahide Onarır, Yrd. Doç. Dr. Savaş Yaylı, Doç. Dr. Murat Borlu ve Prof Dr. Rana Anadolu gibi isimlerin aralarında bulunduğu Psoriasis Derneği kurucu üyeleri toplantıda hastalıkla ilgili ülkemize ve dünyaya dair kayda değer verileri ve çare konusundaki son gelişmeleri paylaştılar.

Prof. Dr. M. Ali Gürer, dünyada sedef görülme oranının yüzde 1,5-2 olduğunu belirtti. Bulaşıcı olmayan lakin kronik bir hastalık olan sedefin tedavisinin kişiye özgü olduğunu belirten Prof. Gürer, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu hastalık bir takım kişilerde yalnızca diz ve dirseklerde kızarma ve kepeklenmeyle seyreder. Bazı hastalardaysa yıllardan beri devam eder ve bütün vücudu sarabilir. Son yıllarda, sedefe yönelik hastalığı denetim altına alabilen biyoloji ile ilgili ilaçlar geliştirildi. Tıp dünyası bu konuda çalışmalarına devam ediyor.”

Sedef hastalığı bulaşıcı değildir!

Prof. Dr. M. Ali Gürer, sedef hastalığının sosyal yönleri ile ilgili olarak şu bilgileri paylaştı: “Sedef, dış görünüşü etkileyen bir hastalıktır. Hastalarda zaman zaman böyle bir hastalıkla yaşamanın olumsuz psikolojik etkileri görülebilir. Sedef hastalarının, utanç, hiddet, çaresizlik, umutsuzluk, endişe ya da özgüvende azalma gibi duygular yaşadığına çoğunlukla tanık oluyoruz. Şiddetli bir şekilde yaşanan bu duyguların, depresyondan sosyal izolasyona, mesleki olumsuzluklardan cinsel güvensizliğe kadar böylece fazla etkisi olabilir. öte yandan, sedef hastalığının bulaşıcı olduğuna dair toplumda var olan genel kanı en ince ayrıntısına kadar yanlıştır. Sedef hastalığı bulaşıcı değildir; dokunmakla ya da aynı ortamda bulunmakla kişiden kişiye bulaşmaz. bu nedenle hastaların toplum içinde bulunmaktan ya da çevrelerinin onlarla irtibat kurmaktan çekinmesine lüzum yoktur.”

Sedef hastalığı nedir?

Sedef hastalığı, üzerinde gümüş renkli kepeklerin yer aldığı kırmızı lekelerle seyreden kronik bir deri hastalığıdır. Bu beyaz renkli kepekler ciltteki ölü hücrelerin dökülmeyip, deri üstünde yığılmasından kaynaklanır.

Hastalığın kaşıntı ve yanma gibi belirtileri olabilir. Sedef hastalığı, en fazla diz-dirsek, saçlı cilt ve kuyruk sokumu gibi bölgelerde görülmekle birlikte, vücudun her yerinde ortaya çıkabilir; bu bölgeler çatlayıp kanayabilir. zaman zaman tırnaklarda da renk ve şekil bozukluklarına yol açabilir.

Sedef hastalığı kimlerde sık görülür?

Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 1,5-2’sinde sedef hastalığı görülmektedir. Özellikle açık tenlilerde görülen sedef hastalığı en sık Batı Avrupa ve Norveç gibi İskandinav ülkelerinde görülür. Koyu tenlilerdeyse sedefe ara sıra rastlanır. Sedef, kadın-erkek ve sosyoekonomik grup farkı gözetmez.

Sedef hastalığı hangi yaşlarda ortaya çıkar?


Sedef hastalığı, en sık 16-22, arada bir de 52-60 yaş aralığında ortaya çıkmasına karşın, bebeklik ve çocukluk dahil her yaş grubunda ortaya çıkabilir.
Read More

3 Temmuz 2016 Pazar

‘İdrar Kaçırma’ Utanılacak Bir Durum Değil, Tedavi Edilebilir Bir Hastalıktır!

Utanma, Her 3 Kadından 1 ’i Bunu Yaşıyor





Menopoz öncesi dönemde her 3 kadından 1 ’inde, menopoz sonrası dönemde ise her 2 kadından 1 ’inde idrar kaçırma gözleniyor. Kadınlarda sık görülen hastalıklardan biri olan idrar kaçırma için hekime başvurma oranları ise fazla düşük.

İdrar kaçırmanın kadınların yaşam kalitesini düşürürken gündelik hayatlarını da önemli derecede zora soktuğuna dikkatleri çeken Universal Aksaray (Vatan) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Iftihar Aydınlık ve Bevliye Uzmanı Op. Dr. Erkan Erdem, hemencecik her yaşta öbür nedenlere yan olarak ortaya çıkabilen idrar kaçırmanın oysa 2 yaş altı ve 85 yaş üstünde bir koşul olduğu ve bunun dışındaki yaş gruplarında idrar kaçırmanın mutlaka çare edilmesi gereken bir hastalık olduğu konusunda uyarıda bulundu.

Universal Hastaneler Grubu ’na yan Universal Aksaray (Vatan) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Iftihar Aydınlık, hastalığın stres ve aciliyet duygusal elde etmek üzere iki tipi olduğuna uyarı çekerken, “Aciliyet şehvetli olan hastaların yüzde 90 ını hap tedavisi ile rahatsızlıklarından kurtulabiliyor. Gerginlik tipli idrar kaçırmalarda ise kalça çevresindeki kasların çalıştırılarak güçlendirilmesi veya ilaç tedavisi gibi yöntemlerin fayda etmediği durumlarda cerrahi tedavilerin gündeme getiriyoruz” dedi.

“Sabahleyin ameliyat olan hastalar akşam evlerine dönebiliyor”

Kadınların sosyal hayatını ve gündelik yaşantısını negatif yönde etkileyen bu hastalığın tedaviye kısa sürede yanıt verdiğini gösteren Universal Aksaray (Vatan) Hastanesi Bevliye Uzmanı Op. Dr. Erkan Erdem “Öksürürken, hapşırırken ve kahkaha atarken bile şiddetli bir şekilde idrar kaçıran ve ped kullanmak zorunda kalan hastalar takriben 15-20 dakika süren ameliyat ile komplikasyon olmaması durumunda operasyonun gerçekleştiği gün taburcu olup ertesi gün sıradan hayatına geri dönebiliyor. Ameliyat olan hastalar taburcu olduktan derhal sonradan idrar kaçırma problemlerinin ortadan kalktığını ve hayat kalitelerinin yükseldiğini büyük bir mutlulukla açıklama ediyorlar” dedi.

Multi-disipliner yaklaşımla hem bayan hastalıkları keza bevliye branşlarının uzmanlığında tedavi edilen idrar kaçırmayı her 3 kadından 1 ’inin yaşadığına uyarı çeken hekimler çare için geç kalmaması konusunda uyarıyor.
Read More

Menopozda Diş Sağlığına Dikkat !

MENOPOZ DÖNEMİNDE DİŞ SAĞLIĞINA UYARI!

Menopoz, kadınlar için biyoloji ile ilgili ve psikolojik olarak birçok değişimin yaşandığı engebeli bir dönem. Ağız ve diş sağlığı da menopoz döneminde minimum psikoloji dek etkileniyor. Dişçi Yerine Koyma Uzmanı Dr. Çağdaş Kışlaoğlu, ağız ve diş sağlığının sürekliliğini temin etmek için tatmin edici bakımın şart olduğunu belirtti ve menopoz döneminde ağız-diş sağlığıyla ilgili bilgiler verdi.







Menopoz Döneminde Dişleri Ihmal Etmeyin!

Kadınlarda ağız-diş sağlığının menopoz, gebelik, bebek emzirme ve mensturasyon dönemlerinde farklılıklar gösterdiğine uyari çeken Dr. Kışlaoğlu, menopozda yaşanan psikolojik sorunlar sebebiyle uzunca bir vakit profesyonel ağız bakımına ara verilmesinin, ağız sağlığı sorunlarının büyümesine neden olabileceğini vurguladı.

Yaşa ast ve cerrahi işlem sonrası gelişen menopozla kadınlarda aşırı terleme, ciltte gerginlik, sıkıntı, saç dökülmesi, osteoporoz ve yürek damar hastalıkları riskinde büyüme gibi sorunların ortaya çıktığını belirten Kışlaoğlu, bu süreçte en çok ihmal edilen konunun ağız bölgesindeki sorunlar olduğunu söyledi.



Bu Dönemde Ne Gibi Şansın Dönmesi Oluyor?

Menopoz döneminde lezzet değişiklikleri, ağızda yanma duygusal, tükürük akışında azalmaya yan ağız kuruluğu, sıcak veya soğuk yiyeceklere karşısında aşırı hassasiyet ve en önemlisi çene kemiğinde ve dişi çevreleyen kemikte erimenin en belirgin değişiklikler olduğunu gösteren Kışlaoğlu, menopoz döneminde alışılagelmiş diş bakımına devam edilmesi gerektiğini aktardı.

Menopoz Döneminde Diş Bakımı

Günde 2 defa dişlerin ahenkli fırçalanmasını ve aylık periyotlar halinde rutin diş doktoru kontrollerine gidilmesini öneren Kışlaoğlu, bu dönemde süt ve süt ürünleri tüketmenin ve şekerli gıdalardan kaçınmanın diş sağlığı açısından içten olacağını sözlerine ekledi.
Read More

1 Temmuz 2016 Cuma

Güneş ışınları zekaya iyi geliyor

Amerikalı bilim adamları, dünyadaki bütün varlıklar için hayat kaynağı olan güneş ışınlarının insanın zekasını depresyonun etkilerine karşısında koruduğunu da ortaya koydu.





İtalyan La Stampa gazetesinde yer alan habere tarafından, Alabama Üniversitesinden bir grup bilim adamı, beyin kanaması olasılıklarına ilişkin 14 bin 474 hastanın katılımıyla daha önce yapılan bir araştırmanın sonuçlarını, NASA'nın meteorolojik verileriyle karşılaştırarak, bunalım, sezgi gücü ve güneş ışınları arasındaki ilişkiyi araştırdı.
'Environmental Health' dergisinde yayımlanan araştırmanın ekibinin başı Shia Şehir Halkı, depresyondaki şahısların yeterince güneş ışığı almadığı durumlarda daha önemli idrak sorunları yaşayabildiğini söyledi.

Bu durumun her mevsim için geçerli olduğunu gösteren Kent, araştırma sonuçlarının güneşin insanın sadece ruh hali üstünde yok, algılama fonksiyonları üzerinde de etkin olduğunu ortaya koyduğunu kaydetti. Araştırmacılara göre, serotonin ve melatonin hormonlarının seviyesini düzenleyen güneş ışınları, beyindeki kan akışını da etkiliyor. Araştırmacılar, bu durumun da insanın algı gücü üzerinde etkin olabileceğini belirtiyor.
Read More

Karamsarların Hafızası Daha Güçlü

Tutum bilimi araştırmalarına kadar, negatif fikirler hafızanın daha da güçlenmesine muavin oluyor.




Avustralya daki New South Wales Üniversitesi psikoloji profesörlerinden Joseph Forgas başkanlığındaki araştırma grubu göre yapılan çalışmanın sonuçlarına göre, olumsuz düşüncelere sahip insanların kandırma olasılığı daha az görülürken, karşısındakinin kabiliyetini daha iyi değerlendirebilen bu alıcı kişilerin hafızası da güçleniyor.

Genel olarak negatif düşünceye sahip birinin, anlatılanlara aleyhinde çevresindekilere göre daha tedbirli yaklaştığı ifade edilen araştırmada, olumlu düşüncenin yaratıcılığı artırdığı, esneklik, işbirliği ve mantıksal kestirimlere güvenmeyi artırdığı görülürken, negatif hafıza daha özenli olma ve dış dünyaya daha büyük bir özenle yaklaşımı getiriyor denildi.

Australasian Science dergisinin kasım/aralık sayısında yer alan araştırmada keza, üzüntü duygusunun, data değer biçme yöntemlerini istenilen en iyi sonucu elde etmek amacıyla desteklediğinin belirlendiği kaydedildi.

Olumlu ve negatif ruh hali içindeki deneklerle yapılan araştırma, olumsuz düşüncedeki insanların kent efsaneleri ve söylentilere inanma olasılığının daha eksik olduğunu, keza ırk ya da din temelli önyargılara daha eksik kapıldıklarını gösteriyor.

Olumsuz düşüncelilerin tanık oldukları bir olayı anlatırken daha eksik kusur yaptığı da ifade edilen araştırmada, negatif düşüncenin daha özenli değerlendirme yapılması ve değerlendirmelerde daha eksik hata yapılması yönünde de etkin olduğu ifade edildi.
Read More

29 Haziran 2016 Çarşamba

Magnezyum Felce Karşı Koruyor

Yarar mekanizması demin tam bilinmese de magnezyum kan basıncını düşürüyor. Öncelikle bütün tahıl ürünleri olmak üzere baklagiller, karnabahar, yeşil salata, ıspanak, barbunya, istiridye, kayabalığı ve yerfıstığında yüksek oranda bulunuyor.





İsveç’in başkenti Stockholm’deki Karolinska Tıp Kurumu’nda yapılan 13 yıllık araştırmada, magnezyum elementinin bilhassa sigara tiryakilerinin felce yakalanma tehlikesini azalttığını ortaya koydu.

Nobel Ödülü veren Karolinska Enstitüsü’nden Dr. Susanna Larsson’un hekim heyetinin tütün tiryakisi 26 bin erkek üzerindeki araştırmasında, magnezyumun yararı açık olarak kanıtlandı. Fayda mekanizması henüz tam bilinmese de aşina, magnezyumun kan basıncının düşürdüğü.

Akciğer kanseri araştırmasınının kayda değer ast ürünü olarak ortaya çıkan Karolinska’nın keşfine tarafından, tansiyonu düşüren magnezyumun günde 589 miligram alınması “beyin enfarktüsü” de denebilecek damar tıkanması nedenli felç tehlikesini yüzde 15 düşürüyor.

Magnezyum, öncelikle tüm tahıl ürünleri edinmek üzere baklagiller, karnıbahar, ıspanak, barbunya, pisibalığıgiller, istiridye, kayabalığı ve yerfıstığında yüksek oranda bulunuyor.
Read More

Dar Kanal - Spinal Stenoz - Hastalarında X-stop Uygulaması

Lomber Rahat Kanal; Omurganın içinde Omurilik ve bacağa dışarı giden sinirlerin bulunduğu bölgenin (kanal), kemik veya burayı çevreleyen tahvil dokusunun kireçlenmesi, büyümesi ya da sertleşmesi sonucunda omurilik ve/ya da sinirlerin sıkışması sonucu ortaya meydana çıkan bir hastalıktır. Normalde bel bölgesinde tanımladığımız bu alanın (kanal) çapı 15-25 mm arasındadır, fakat Gizli Kanal hastalarında bu çap 5-10 mm ye kadar düşer. Kanal Darlığı allah vergisi veya kazanılmış olabilir. En sık görülen yukarıda bahsettiğim nedenlere tabi gelişen kazanılmış rahat kanaldır. Çoğunlukla 50 ve üstü yaşlarda görülür. Kadınlarda erkeklere oranla azıcık daha sık görülür.





Bel ve bacaklarda sızı, uyuşmalar, kramp görülebilir. Hastalar çoğunlukla yürümekle veya ayakta durmakla ortaya çıkan ve durarak dinlenmelerini gerektiren bacaklarda sancı, hissizlik ve kramplardan yakınırlar.

Dar Kanal, ABD’ de 50 yaş ve üzeri hastalarda gerçekleştirilen bel cerrahisinin en sık nedenidir. Omurga kanal darlığının en keskin bulguları bel ağrısı ve yürürken ya da ayakta dururken ortaya çıkan bacaklarda sızı ve güçsüzlüktür. Hastalar çoğunlukla rahatlamak nedeniyle yürürken öne doğru eğilir ve çoğunlukla oturmakla rahatlarlar. Hareketleri kısıtlanan hastalarda buna tabi olarak obesite ve psikolojik rahatsızlıklar ortaya çıkmaya başlar.

Tedavide; Daha önceleri kanal darlığı ameliyatlarında omurga kanalı ortak açılır veya omurganın arka kemiği olduğu gibi alınırdı. Bu hastalarda zamanla omurga statiğinde biçimsizleşme olduğu gözlendi ve vidalar ve platinle omurga tespit edilmeye başlandı.

Fakat bu tip ameliyatlar büyük ameliyatlar olduğu için hastanın toparlanması ve bayağı yaşama dönmesi epeyce geç olmaktadır.

Günümüzde bu sorunun çok basit bir şekilde ortadan kalkmasını karşılayan İnterspinöz Distraksiyon Cihazları (X-STOP) geliştirilmiş ve ABD’de yaygın olarak kullanılmaktadır. Yaklaşık 5-10 dk lık bir girişimle darlığın olduğu bölgeye yerleştirilen bu aygıt doğru kemik alınmasına, vida ve platine lüzum kalmadan, Hiçbir risk olmadan kuytu olan kanal rahatlatılmaktadır.. Hastalar yaklaşık 3-4 saat sonradan yürüyerek taburcu olabilmektedirler.

Bu girişim için ideal hastalar:

1. 50 yaş ve üstü hastalar

2. Öne doğru eğildiklerinde ağrılarında azalma olan hastalar

3. Bir veya iki seviyede darlık tespit edilen hastalar
Read More

Spinal Kord Stimülasyonu (omurilik Pili)

Spinal kord stimülasyonu, hastanın omuriliğine düşük voltajlı elektrik akımı verilerek asap iletiminin engellenmesi ve analjezi işlemidir.





Öncelikle hastanın omurga kanalına, lokal anestezi altında özel bir elektrot teli yerleştirilmektedir. Minik bir cerrahi müdahale ile hastanın deri altına yerleştirilen bir pil de bu elektrotun diğer ucuna bağlanmaktadır. Böylece, ağrıyı yaratıcı sinirlere sürekli olarak dışarı giden elektrik uyarısı ile ağrının iletilmesi engellenmektedir. Pilden omuriliğe dışarı giden elektrik akımının şiddeti de, hastanın denetim ettiği bir uzaktan kumanda cihazı ile ayarlanabilmektedir.

Bu usul asap sistemi kaynaklı çeşitli ağrıların tedavisinde kullanılmaktadır. Bu ağrılar içinde de en iyi sonuçlar, geçirilmiş bel ve boyun fıtığı ameliyatları sonrası düzelmeyen şiddetli ağrıların tedavisinde alınmaktadır.

Hastaların bir kısmında, bel ya da boyun fıtığı ameliyatlarından sonradan omurga kanalında değişik yapışıklıklara alt olarak fazla şiddetli bel ve ayak ağrıları gelişebilir. Ilaç, fizik tedavi ve diğer girişimsel ağrı çare yöntemlerine yanıt vermeyen bu ağrılarda, hastanın omurga kanalına pil yatırma işlemi olan “Spinal Kord Stimülasyonu” yöntemi ile kliniğimizde son derece başarılı sonuçlar elde edilmektedir.
Read More

Sağlıklı Beslenme Semineri...

Omurilik felçlileri dürüst gıda yollarını öğrendi

Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği üyeleri için düzenlediği sağlık durumu seminerleri dizisine Içten Beslenme konusu ile devam etti. TOFD Genel Merkezi’nde Beslenme Uzmanı Gülbahar Kaya Yıldız tarafından verilen seminerde doğru beslenmenin önemi ve detaylarından bahsedilirken, dinç bir bireyin yükseklik kilo orantısının ne olması gerektiği de açıklandı.




Beslenme Uzmanı Yıldız, Sağlıklı beslenmenin en kayda değer adımlarından birisi içten besini dürüst oranda almaktır. Süt ve süt ürünlerini günde iki porsiyon almak yetişkin birisi için yeterlidir. Bu oran çocuk ve gebelerde 3 ve ya 4 porsiyona kadar çıkabilir. Et, balık, yumurta ve kurubaklagil gibi ikinci grup besinlerde de bu oran yetişkinlerde 1 ve ya 2 porsiyon çocuk, emzikli ve gebelerde de 3 porsiyonu geçmemeli” dedi.

Omurilik felçlilerin metabolizmaları göze alındığında meyvelerin kabuğu ile yenmesini önemle gösteren Yıldız, “Şeker gibi saf karbonhidrat olan ürünlerin tüketimini minimuma çökertmek ve lifli yiyeceklerin, yani sebze, meyve, tahıllı ekmekler yemeyi artırmakta avantaj var. Keza haftada en az bir iki kere da belirlenmiş baklagil tüketin” dedi.

Seminer sonunda Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği Yönetim Kurulu üyesi Semra Çetinkaya bir plaket ile Beslenme Uzmanı Gülbahar Kaya Yıldız’a verdiği bilgiler için teşekkür etti.
Read More

28 Haziran 2016 Salı

Kısırlığının Başlıca Nedeni Varikosel Korkulu Rüyanız Olmasın

ERKEK KISIRLIĞININ BAŞLICA NEDENİ VARİKOSEL KORKULU RÜYANIZ OLMASIN…

Henüz birkaç yıl öncesine kadar ülkemizde bebek sahibi olamayan çiftlerde problemin genelde kadında olduğunu düşünülürdü. Ama son yıllarda yapılan araştırmalara göre infertilite (kısırlık) vakalarının takriben üçte biri erkek faktörüne bağlıdır. Erkek infertilitesi vakasında en sık görülen nedenlerin başında Varikosel geliyor. Bayan Hastalıkları-Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op.Dr.Numan Bayazıt “ Varikosel ve kısırlık ilişkisi ” ile ilgili bilgi verdi.







Varikosel, skrotum adı bahşedilen yumurtalık torbalarında ve yumurtalıkların civarda oluşan genişlemiş varisli damarlardır. Bu rahatsızlık her iki testiste de görülebilir. Oysa anatomik komşulukları dolayısı ile sol testiste görülme oranı % 85, sağ testiste görülme oranı ise % 15 civarındadır. Bir taraftaki varikosel genelde öteki testisi de etkilemektedir.

Sıradan popülasyonda erkeklerin %10- 20’sinde, infertil erkeklerin ise % 60 ın da varikosel vardır.

Varikosel sol tarafta daha sık görülür. Her 6 erkekten 1’inde saptanan bu durum çoğu zaman hiçbir semptom vermez. Oysa ara sıra aşağıdaki belirtiler görülebilir:



-Testislerde sızı

-Testislerde küçülme

-Testislerde dolgunluk duygusal

-İnfertilite (kısırlık)

-Gözle görülebilen genişlemiş damarlar

-Ele gelen genişlemiş damarlar


Varikosel testislerdeki kanı boşaltan toplardamarların genişleyip varisleşmesidir. Varisleşmiş bu damarların içlerinde yer alan ve kan dolaşımının tek yöne dürüst olmasını karşılayan kapakçıklar işlevlerini kaybettikleri için benekli kanın testislere içten geri akmasına mani olamazlar. Bu koşul testislerde ısı ve toksik madde artışına sonuçta sonuçta da sperm üretiminde aksaklıklara niçin olabilmektedir.

Önce Kısırlığı Saptama İçin;

Sperm miktarı, erkeklerde üretkenliğin en önemli göstergelerinden biri olarak kabul edilmiştir. Çocuk sahibi edinmek isteyen ve bunda sıkıntı yaşamış erkeklere ilk spermiogram testi uygulanmaktadır. Bu test, spermlerle ilgili bütün detayların görülmesine olanak tanır.Deneme fakat hastane ya da laboratuar ortamında yapılabilir.Babystart FertilCount Erkek Kısırlık Testi, semendeki sperm sayısı ve konsantrasyonu durumu için yapılan seri bir testtir.Birçok erkek kısırlığı hala bir tabu olarak gördüğü için bu testi evlerinde kendileri rahatlıkla uygulayabilirler. Erkek Kısırlık Test Kiti, sperm sayısının Dünya Afiyet Örgütü nün belirlemiş olduğu 20 Milyon sınırdan pozitif veya az olduğunu belirten, evde yapılan tek testtir. Fazla sonuç, üretkenliği garantilemese de, iyi bir haber olarak değerlendirilir. Olumsuz netice ise, hazır ile fena bir haber olarak değerlendirilmez. Bu durumda erkeğin doktora gitmesi tavsiye edilir. En azından çiftin çocuk sahibi olması için aylarca sürecek sonuç alamayacağı çalışmalar önlenmiş olur.

VARİKOSEL NE ZAMAN ÇARE EDİLMELİDİR?

Varikosel ameliyatlarının kısırlık tedavisindeki faydası tartışmalıdır. Bu konuda tavsiyeleri dikkate alınan Avrupa ve Amerika’nın kısırlık ve üroloji derneklerinin bazıları infertilite tedavisinde varikosel operasyonunun yeri olmadığını belirtirken bazıları da kayıtlı durumlarda denenmesi gerektiğini savunurlar. Ameliyat önermek için öncelikle sperm parametrelerinden birinde bozukluk olması gerektiği açıktır. Spermi alışılagelmiş olduğu halde yalnızca çocuğu olmuyor diye varikosel ameliyatı yapılmaz. Oysa sperm parametrelerinin çok bozuk olduğu durumlarda da iyi sonuç vermesi böylece beklenmez. Kadının ilave bir problemi varsa veya yaşı 35’in üzerinde ise yine varikosel ameliyatı ile vakit kaybetmemek gerekir.

Kısırlık toplumda fazla sık rastlanan bir koşul mudur?

İnfertilite oranı toplumda % 10-15 aralarında görülmektedir. Çocuk sahibi olamayan ailelerin 1/3’ünde erkekte sorun varken, 1/3’ünde kadında sorun saptanmaktadır. Geri kalan 1/3’te ise her ikisinde de problemler mevcuttur. Oysa hemen söylemek gerekir ancak yapılan infertil çiftlerin takriben yüzde 15’inde kesin niçin saptanamamaktadır ve bu hasta grubu açıklanamayan kısırlık olarak adlandırılmaktadır.

Erkek kısırlığının ameliyat ile düzeltilebilen diğer nedenleri var mıdır?

Evet vardır. Özellikle sperm kanalının prostat içerisinden geçtiği kısımda oluşan kist, taş-kireçlenme ve darlıklarda tıkalı bölgenin cerrahi olarak ortadan kaldırılması ile kısırlık tedavisi uygun hastalarda muhtemel olabilmektedir.

Diğer düzeylerdeki tıkanıklık bölgeleri ise mikroskop aşağıda bulunup çıkartılır geri kalan sağlam bölgeler birbirine her tarafta ucuca getirilip dikilerek meninin doğal yolla dışarı atılması sağlanır.

Kısırlık şikayeti olan erkeklerin ne kadarında varikosel bulunmaktadır?

İnfertil (kısır) erkeklerin % 40-60 ında varikosel bulunur. Bu oran sağlıklı popülasyonda %10-20’dir.

Kısırlık üstünde etkisi olan rahatsızlık dışı nedenler var mıdır ?

Evet vardır.

Sigara: Sperm sayı ve hareketliliğini düşürür ve spermin adi yapısını bozar.

Alkol: Aşırı alkol alımı sperm sayısını düşürür ve olağandışı sperm üretimine yol açar.

Testis ısısı: Erkeklerde testis ısısı ceset ısısından düşüktür.

Testis ısısı artarsa sperm üretimi azalır. Yüksek alev, sıcak çevrede; egzersiz, sauna ve gizli pantolon giyme testis ısısını arttırabilir.

Fazla kilo : Testis ısısının artmasına ve sperm sayısının azalmasına yol açar.

Aşırı çalışma : Hormon üretimini azaltarak infertiliteye sebep olabilir.

İlaçlar : Bazı kan basıncı ve ülser ilaçları sperm sayısını düşürebilir ve cinsel arzuyu azaltabilir.

Read More

Aşırı Hijyene Dikkat !

AŞIRI HİJYEN İDRAR YOLU ENFEKSİYONUNA NIÇIN OLABİLİYOR

Aşırı hijyen, idrar yolu enfeksiyonlarını önlemiyor. Tersine daha sık görülmesine yol açıyor. Bilhassa genital organların temizlenmesinde antiseptiklerin kullanılması önerilmiyor.






Kamuoyunda bilinenin tersine aşırı hijyen idrar yolu enfeksiyonlarını önlemiyor. Aksine bilinçsizce kullanılan hijyenik maddeler ve antiseptikler genital organlarda mikrop florasını bozarak zararlı mikropların artışına, dolayısıyla enfeksiyon riskine yol açabiliyor. Bevliye Uzmanı Prof. Dr. Yalçın İlker konuyla ilgili olarak antiseptiklerin, vajinada mevcut olan mikrop florasını bozarak zararlı mikropların artışına, dolayısıyla enfeksiyon riskine yol açabileceğinin altını çiziyor ve ekliyor “Tuvaletten sonra temizleme alışkanlığı da, idrar yolları enfeksiyonlarının önlenmesinde önemli rol üstleniyor. Temizliğin önden arkaya içten olması gerekiyor. Huysuz halde anal yoldaki mikroplar idrar yoluna taşınabiliyor.”

İdrar yolları enfeksiyonları, erişkinlerde en sık antibiyotik kullanılan rahatsızlıkların başında geliyor. Genellikle dinç kişilerde ortaya meydana çıkan bu rahatsızlık ayakta çare ediliyor. Ama, tedavi ihmal edildiğinde rahatsızlık ağır tablolara neden olabiliyor.

Prof. Dr. Yalçın İlker, “Bu enfeksiyonların tedavi edilmemesi böbrek iltihabına, böbrek kaybına ve hatta ölüme değin gidebiliyor. Tüm idrar yolu enfeksiyonlarının %75 ine koli basili bakterisi niçin oluyor. Kadınlarda erkeklere oranla 25 kat daha artı görülmesinin nedeni ise, idrar kesesinden sonraki idrar yolunun kadınlarda fazla daha kısa olması. Erkeklerde de prostat bezi enfeksiyonları önemli afiyet sorunlarına yol açıyor ve tedavi süreci daha engebeli geçiyor. Çünkü prostat bezine yerleşen bakterilerin tamamen ortadan kaldırılması muhtemel olmuyor.” diyor ve ekliyor “Bakteriler, idrar olunca olarak idrar yaptığımız delikten içeri giriyorlar. Gövde direnci genelde, bu esnada idrar yollarına ilerlemeye çalışan bakterileri öldürüyor. Lakin öldürülmediğinde veya fazla sayıda bakteri girdiğinde enfeksiyona niçin oluyor. Kadınlarda görülmesinin en büyük nedeni ise cinsel ilişki sırasında giren bakteriler. Bundan korunmak için de, cinsel ilişkiden sonra idrara çıkmak gerekiyor. Çünkü ilişkiden daha sonra idrar kesesini boşaltmak koruyucu etki yapıyor.”

İdrar Yollarında En Fazla Görülen Enfeksiyonlar ve Belirtileri

En sık görülen idrar yolu enfeksiyonu, idrar kesesi kaynaklı oluyor. “Sistit” olarak adlandırılan bu enfeksiyonun ilk belirtisi de, fazla sık idrara çıkmak oluyor. Sıklığı 1.5 saatte bir den, 15 dakikada bire dek değişiyor. Bu duruma, idrar yaparken hissedilen yanma da eşlik ediyor. İdrarda kanama ve hafif ateş de nadiren görülen belirtiler arasında yer alıyor.

Tanı ve Çare Yöntemleri

Prof. Dr. Yalçın İlker idrar yolu enfeksiyonlarında teşhis atama ve tedavi yöntemlerinin önemine dikkat çekiyor. İlker, “Kişiyi hekime getiren bu şikayetlerin arkasından, fizik muayene yapılıyor. İdrar kesesinin olduğu bölgede hassaslık saptanıyor. İdrar tahlili ve idrar kültürü yaptırılıyor. Bu tahlillerde enfeksiyon bulguları ortaya çıkarsa, enfeksiyonun türüne göre antibiyotik belirlenerek tedaviye başlanıyor. Genellikle 3-5 gün süren tedavi süreci, enfeksiyonun ortadan kaldırılması için yeterli oluyor.” diyor.

Prof. Dr. Yalçın İlker, Sistit in gebelikte çok rastlanan bir durum olduğunu, fakat hamilelikte her antibiyotik kullanılmadığı için kadınların mutlaka hekime başvurup, yerinde ilacı alması gerektiğini belirtiyor. İlker, “Cinsel aktivitenin bir anda arttığı durumlarda da Sistit sık görülüyor. böylece, bilhassa balayına çıkan çiftlerde ortaya meydana çıkan idrar yolu enfeksiyonları “balayı sistiti” olarak adlandırılıyor.” diyor.

İdrar Yolu Enfeksiyonlarında Mikrobiyolojik Örnek Almanın Önemi

Kadınlarda daha sık görülmekle beraber, erkek hastalarda da azımsanmayacak derece yaygın olan idrar yolu enfeksiyonları, dürüst antibiyotikle çare edilmeyen hastalarda ağır tablolara neden olabiliyor. Bu konuya uyarı çeken Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Elif Hakko, bu denli sık görülen ve önemli sonuçlar yaratabilen enfeksiyonların tedavisinde kullanılacak olan antibiyotiklerin mikrobiyolojik veriler ışığında seçilmesinin gerekliliğini vurguluyor. Dr. Hakko konuyla ilgili olarak şu bilgileri veriyor: “İdrar yolu enfeksiyonlarına genelde barsakta bulunan bakteriler neden oluyor. İdrar yolu enfeksiyonuna en sık yol açan, toplumda koli basili olarak bilinen “Escherichia coli” oluyor. Bu ve bunun yarı öteki bakteriler antibiyotiklerle karşılaştıkça direnç geliştiriyor ve antibiyotikleri etkisiz ayla getiriyor. böylece tedaviye başlamadan önce (tek bir doz deha antibiyotik almadan) hastadan mikrobiyolojik kültür alınarak, hangi antibiyotiklere karşısında sağduyu olduğunun saptanması gerekiyor. Bu sayede içten antibiyotikle etkin çare yapılması ve bakterinin dayanıklılık geliştirmesi önleniyor.”

Uzun dönemli tedavi gerektiren prostat enfeksiyonları; ağır seyreden, damardan antibiyotik tedavisi gerektiren böbrek enfeksiyonları ve sık tekrarlayan enfeksiyonlarda Antibiyogram yapılmasının şart olduğunu söyleyen Dr. Hakko, kültürde üremeyen mikoplazma, klamidya ve üreoplazma gibi bazı bakterilerin tanısında kullanılan başka yöntemler de olduğunu belirtiyor. İdrar ve kan örneklerinde çalışılabilen bu testler, aracısız bakterinin saptanması ve hedefe karşın tedaviyle etkin tedavinin uygulanmasına asistan oluyor. Dr. Hakko, idrar kültüründe üreme olmaması, bahşedilen antibiyotiğe cevap vermeme ve tekrarlayan enfeksiyonlarda da bu testlerin yapılmasının yardımsever olacağını vurguluyor.
Read More

Sosyal Ağlar

Twitter Facebook Google Plus LinkedIn RSS Feed Email Pinterest

ads1

www.ilarismedikal.com. Blogger tarafından desteklenmektedir.

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

ads3

ad2

Copyright © SAĞLIK VE FİTNESS | Powered by Blogger
Design by Lizard Themes | Blogger Theme by Lasantha - PremiumBloggerTemplates.com